Arşiv | Guncel Haberler RSS feed for this section

Manifestoda Ergenekon kadrosu var!

25 Tem
Saygı duyduğu liderler arasında Atatürk de var ama “Atatürk yaklaşımı başarısız oldu” diyor. Türkiye’nin giderek İslamlaştığını söyleyerek NATO’dan çıkarılmasını istiyor. Türkler’in Selçuklular’dan bu yana Hristiyanlar’a katliam uyguladığını iddia ediyor

Breivik, internette 12 dakikalık bir video kaydıyla birlikte yayınladığı terör manifestosunu eylemden 6 saat önce Facebook’tan tanıdığı 7 bine yakın insana gönderdi. Video görüntüsünde Selçuklular’ı, Osmanlılar’ı, Türkiye’yi ve Türkler’i ağır ifadelerle suçladı. Biyografisinde ise Türkiye’yi ziyaret ettiği görülüyor.

Yeni bir Haçlı Seferi olsun

Breivik, “Bir Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi 2083″ adını verdiği menifestosunda Avrupa’nın İslamlaştığını savunarak yeni bir Haçlı Seferi çağrısı yapıyor. Avrupa’da Müslüman nüfusunun yoğun olduğu ülkelerin listesini çıkaran Norveçli’ye göre ilk hedef alınması gereken ülke Fransa.

Selçuklular ile başlıyor

Norveçli’nin manifestodaki en büyük söylemi, Müslümanlar’ın ve özellikle de Türkler’in yüzlerce yıldır Hristiyanlar’a karşı zulüm uyguladıkları ve kendilerinden farklı dinden olan kişileri katlettiği şeklinde. Bunu anlatmak için yüzlerce sayfa yazı yazan saldırgan Selçuklular’ın Anadolu topraklarına gelmesiyle başladı.

Hristiyanlar’ın nüfus tablosu

Eylemci, Anadolu’da Hristiyanlar’a yönelik yüzlerce yıldır devam eden bir sürgün politikası olduğunu ispat etmek için 1300′lü yıllardan günümüze Anadolu topraklarında yaşayan Hristiyanlar’ın oranını gösteren bir tabloyu da manifestosuna ekledi. Buna göre 1300′lerde yüzde 95 olan Hristiyanlar’ın oranı yüzde 3′e geriledi.

Kazıklı’ya övgü var

Breivik, Fatih’in İstanbul’u fethettikten sonra Avrupa’ya yayılma amacı güttüğünü belirttikten sonra, kendisine gönderilen Osmanlı elçilerini de kazığa oturttuğu için Kazıklı Voyvoda unvanını alan Vlad Tepes’e övgüler yağdırıyor. Papa’nın 1459′daki Haçlı Seferi çağrısına tek olumlu yanıt veren -ve 50 bin Osmanlı askerini öldüren Avrupalı liderin de o olduğunu belirtti.

“Soykırım’ ve Sevr

Manifestoda Türkler’in Hristiyanlara karşı “katliamları” anlatılırken en geniş yerlerden biri Ermeni iddialarına ayrıldı. Türkler’in 1.5 milyon Ermeni’yi katlederek soykırım yaptığı iddiası anlatıldıktan sonra Enver ve Talat Paşa ile Atatürk’ün katliamı kabul ettiğini gösteren sözde ifadeleri de metinde yer aldı. Kurtuluş Savaşı’nı Yunan soykırımı olarak nakleden Breivik, Sevr anlaşmasının Avrupa’nın baskısıyla yürülüğe konması gerektiğini savunuyor.

“Türk hoşgörüsü yok’

Türkler’in dünyada hoşgörülü insanlar olarak tanındığını hatırlatan Norveçli, “Türkiye’de taşrada bir kente üzerinde haç sembolü olan bir kıyafetle gidin bakalım. Dayak yemeniz ya da öldürülmeniz ne kadar zaman alacak?” diye soruyor.

NATO’dan atmalısınız

Norveçli’ye göre Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde kendisinin de etkilendiği devlet adamları arasında gösterdiği Atatürk’ün uyguladığı laikleşme yaklaşımı başarısız oldu. Caniye göre Başbakan Erdoğan, Erbakan’ın yolunu izliyor ve Türkiye’yi giderek İslamlaştırıyor. Türkiye’nin AB’ye üye olması Avrupa’nın “Eurabia” olmasına ve İslamlaşmasına sebep olacak. Bu nedenle Türkiye’ye kapılar kesinlikle kapatılmalı. Türkiye NATO’dan atılmalı.

Ergenekon başarısız oldu

Anders Behring Breivik, Türkiye’de ordu gibi bazı güçlerin bu İslamlaşmayı engellemek için darbeler yaptığını da hatırlatarak son darbe girişimi olarak da Ergenekon’u aktardı. Manifestosuna Ergenekon örgütünün bir de kadro yapılandırmasını isim isim koyan Norveçli, şebekenin darbeyi gerçekleştirmekte başarısız olduğunun altını çizdi ve “case study” (vaka çalışması) olarak inceledi.

Arkadaşım Elif’in sonu

Saldırgan ilkokulda Elif adında bir sınıf arkadaşı olduğunu bir gün babasının “Sen Norveçliler gibi oldun” diyerek Elif’i okuldan alıp Türkiye’ye gönderdiğini de nakletti.

http://m.gazetevatan.com/NewsDetail.aspx?ArticleID=44849&CategoryID=3

Dünyayı yeni bir kaos bekliyor!

25 Tem

Dünyanın Yunanistan’dan sonra nur topu gibi bir krizi daha oldu.

Dünya borsaları Yunanistan krizinin aşılması ile rahat nefes aldığını zannederken, yeni sıkıntı okyanus ötesinde patlak verdi. 6’lı çetenin ABD’nin borçlanma limitinin yükseltilmesiyle ilgili görüşmelerde ilerleme sağladığı sanılırken Cumhuriyetçiler, Başkan Obama ile görüşmeleri kesti. 2 Ağustos’a kadar bir çare bulunamazsa dünya ekonomilerini yeni bir kaos bekliyor.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner, federal hükümetin borçlanma limitinin yükseltilmesi konusunda ABD Başkanı Barack Obama yönetimiyle yürütülen görüşmeleri kopardığını açıkladı.

Ulusal borç limitinin yükseltilmesi ve böylece ABD’nin temerrüde düşmesinin önlenmesi için son tarih olan 2 Ağustos yaklaşırken, Obama yönetimi ile Kongre liderleri arasında sorunun çözümü amacıyla yürütülen görüşmeler bir kez daha tıkanma noktasına geldi. Oysa devreye giren Cumhuriyetçi ve Demokrat 6 senatörden oluşan 6’lı Çete, borçlanma limitleri ile ilgili sorunun çözümü konusunda hafta içinde ilerleme kaydettiklerini açıklamışlardı. Bu açıklama sonrası piyasalar rahat bir nefes almış ve ABD’deki sorunun çözüldüğü kanısına varmıştı. Dünyanın tüm ilgisi ve dikkati de Avrupa’daki krize çevrilmişti. Yunanistan’a 159 milyar euroluk yeni kurtarma planı sunan Avrupalı liderlerin jesti borsalarda yükselişle kutlanırken, bu haftaya ise ABD’deki gelişmelerin darbe vurması bekleniyor.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Boehner’ın, Beyaz Saray ile görüşmeleri sonlandırdığı yönündeki son açıklaması da işleri iyice çıkmaza soktu. Boehner, Kongre’deki Cumhuriyetçi üyelere gönderdiği mektupta, Obama ile görüşme yapmanın artık “faydasız” hale geldiğini savundu.

Köprüleri attılar

Obama’nın vergilerin artırılmasında ısrar etmesini eleştiren Boehner, “Başkan, vergilerin artırılması gerektiğinde ısrarlı. Eski bir işadamı olarak, vergilerin istihdamı yok ettiğini biliyorum” diye yazdı. Boehner, mektubunda, “Nihayetinde aynı noktada buluşamadık. Bu, kişilik farklılıklarından değil, ülkeye yönelik vizyonlarımızın farklı olmasından kaynaklandı. Bir anlaşmaya hiçbir zaman varılamadı, hatta hiçbir zaman gerçek anlamda yaklaşılmadı da. Bu nedenlerden ötürü, soruna çözüm bulma çabaları çerçevesinde Beyaz Saray ile görüşmeleri sonlandırmaya ve Senato liderleriyle diyaloğa geçmeye karar verdim” ifadelerine yer verdi.

14.3 trilyon dolar limiti vardı, tüketti

Avrupa ülkeleri gibi ABD de 2008’deki krizin etkilerini bertaraf etmek için parasal genişlemeye gitmiş ve borçlanma limitlerini de yükseltmişti. ABD’de 2011 yılı için öngörülen borçlanma limiti 14.3 trilyon dolardı ve bu Mayıs ayı sonu itibarıyla doldu. Şimdi yeni borçlanma yapılabilmesi için bu limitlerin yeniden belirlenmesi ve ek limit açılması gerekiyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Standard & Poor’s ve Moody’s, ABD’nin borç limitini yükseltmede anlaşma sağlayamaması ve bütçe açığını azaltmada ilerleme kaydetmemesi halinde “AAA” olan uzun vadeli kredi notunu düşürebileceği uyarısında bulunmuştu. IMF, ABD’nin uzun vadeli kredi notunun düşmesinin, “ABD Hazine tahvillerinin küresel finansal piyasalardaki merkezi rolü gözönüne alındığında önemli küresel tepkimesi olacağına” dikkati çekti. ABD’nin geçen yıl 1.29 trilyon dolar olan bütçe açığının bu yıl 1.4 trilyon dolara çıkacağı tahmin ediliyor. ABD’nin 2009’daki bütçe açığı ise 1.41 trilyon dolardı.

VATAN’IN NOTU: Türkiye’nin gayri safi yurt için hasılası 735 milyar dolar ve ABD’nin bütçe açığı bile bu GSYH’nin iki katına ulaşıyor.)

OBAMA: ZAMAN DOLDU

Boehner’in görüşmeleri sonlandırma kararının duyulmasının hemen ardından Beyaz Saray’da gazetecilerin karşısına çıkan ve uğradığı hayalkırıklığı her halinden belli olan Obama, borç limiti sorununa çözüm bulunması için “artık zamanın dolduğunu” söyledi.

Borçlanma limiti konusunda Boehner’e “olağanüstü adil” bir anlaşma teklifi sunduğunu, ancak Boehner’ın bunu kabul etmeyerek, müzakereleri sonlandırdığını kaydeden Obama, “Boehner’in niçin böyle bir anlaşmayı terkettiğini anlamak güç” dedi.

Kızgın bir tonla, “liderlik nerede?” diyen Obama, soruna çözüm bulma çabalarında son bir hamle olarak, Kongre’deki Cumhuriyetçi ve Demokrat liderleri, “temerrüde düşmenin nasıl önleneceğini anlatmaları için” Cumartesi sabahı Beyaz Saray’a davet ettiğini açıklayarak, “Gelecek hafta içerisinde, bu işi nasıl çözüme kavuşturmayı amaçladıkları konusunda onlardan bir cevap bekliyorum” diye konuştu.

Obama’nın açıklamalarının ardından, kendisi de bir basın toplantısı düzenleyen Boehner, borçlanma limiti konusunda Beyaz Saray’da Cumartesi sabahı yapılacak görüşmeye katılacağını bildirdi.

Boehner, Kongre’nin, borçlanma limitinin yükseltilmesi ve bütçe açığıyla mücadele konusunda gelecek hafta harekete geçeceğinden emin olduğunu da kaydetti.

Borç limiti konusundaki müzakerelerin çökmesinden Obama’yı sorumlu tutan Boehner, “Vergilerin artırılmasında ısrar ettiler. Harcamalarda kesinti yapılması ve zorlu kararların alınmasında ciddi tavır takınmayı reddettiler” diye konuştu. Boehner, Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen Fox kanalında yaptığı açıklamada da, “Obama’nın, sorunları çözmek için yapılması gerekenleri yapmak istemediğini” savundu.

http://haber.gazetevatan.com/dunyayi-yeni-bir-kaos-bekliyor/390207/2/Ekonomi

Norveçli cani azılı Türk düşmanı çıktı

25 Tem

PATLATTIĞI bomba ve yaptığı katliamla 93 kişiyi öldüren Norveçli’nin olaydan 6 saat önce internete 2006’dan beri yazdığı Türk ve Müslüman karşıtı terör manifestosu koyduğu anlaşıldı

SOĞUKKANLI katil Breivik ifadesinde, “Fikirlerimi anlatmak için bu gerekliydi. Terör kitleleri uyandırma aracıdır. Dünyanın gördüğü en büyük canavar olmak istiyordum” dedi.

Çok radikal fikirleri vardı. Büyük bir İslam ve Türk karşıtıydı. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınması durumunda Avrupa’nın İslamlaşacağını düşünüyor ve buna karşı yeni bir haçlı savaşı ilan edilmesi gerektiğine inanıyordu. Ancak bu fikirleri çok ilgi çekmiyordu. Aşırı sağcı örgütlerle bağlantısı vardı. Ama o daha geniş kitlelere ulaşma amacındaydı. Fikirlerini 2006 yılından beri yazdığı bir manifestoda toplamıştı. 2009 yılında kararını verdi. Tüm dünyanın ilgisini çekecek bir eylem gerçekleştirecekti. Kurduğu şirket aracılığıyla şüphe çekmeden tonlarca gübre aldı.

Ölümsüz olacaksın

İnternetten elde ettiği formülle bu gübreyi nasıl bombaya çevireceğini öğrendi. Ve daha sonra manifestosuna gün gün eylem gününe kadar yaptıklarını not etti. Norveç’in rahat silah yasaları sayesinde bir Glock tabanca ile otomatik tüfek satın almayı başardı. Ve sonunda beklediği gün geldiğinde, “Yıllardır bu günü bekliyordun. Silahını al bugün ölümsüz olacaksın. Yakalansan da propaganda süreci başlayacak. Mahkemede fikirlerini dünyaya anlatma fırsatın olacak. Hapiste Ulusal Cezaevi Hareketi’ni başlatacaksın” cümlelerini yazdı ve Adaletsever Şovalyelerin Komutanı olarak imzasını attı.

32 yaşındaki Anders Behring Breivik Oslo’daki bombalamanın ardından polis kılığında gittiği Utoya adasında kurşunu bitene kadar yaşları 14-19 arasında değişen tam 87 kişiyi öldürdü. Onlarcasını yaraladı. Kendisini Oslo’daki bombalama olayını araştıran polis müfettişi olarak tanıtarak ada polisini atlattığı, adadaki gençlere patlamayla ilgili bilgi vermek için hepsini çevresine topladıktan sonra silahlarındaki mermileri üzerlerine boşalttığı ortaya çıktı. Dün yaralılardan birinin daha ölmesinin ardından ölü sayısı 88’e yükseldi. Oslo’daki patlamada hayatını kaybedenlerle sayı 93’e ulaştı.

Breivik, dün polisteki ilk ifadesinde amacını gerçekleştirmiş olmaktan dolayı çok mutluydu. “İnsanların fikirlerimi okuması için bunu yapmam gerekliydi. Gaddarca olduğunu biliyorum ama gerekliydi. Terör kitleleri uyandırma aracıdır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın gördüğü en büyük canavar olmak istiyordum” dedi. Eylemi tek başına gerçekleştirdiğini, kimseden yardım almadığını söyledi.

Anne: Gurur duyuyorum

Katilin babası, “Katliamı internetten öğrendim. Şok içindeyim” dedi. Breivik’in babasının, oğlunu 1995’ten beri görmediği ve Fransa’da yaşadığı belirtildi. Saldırganın annesi ise oğluyla her zaman gurur duyduğunu belirterek, terör saldırısı ile ilgili bir bilgisi bulunmadığını söyledi. Annenin de patlama sırasında şehir merkezinde olduğu belirtildi.

Dünya 27′nin esrarını konuşuyor

25 Tem

Amy Winehouse’un 27 yaşında aşırı dozdan ölümü internet dünyasında “27′nin esrarı nedir” gibi bir soruya yol açtı.

Dünya 27'nin esrarını konuşuyorGENÇ ÖLMEYİ HAKETTİ / ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN YAZISI

İnternette sosyal paylaşım siteleri, bloglar, müzik yazarları Amy Winehouse gibi 27 yaşında ölen starları sıralamaya başladı.

Bu şaşırtıcı tesadüf sosyal paylaşım sitelerinde en çok tartışılan konu oldu.

Adı Club 27. Ama bu kulüp hepimizin bildiği o kulüplerden değil.

Müzik dünyasında yaptıklarıyla unutulmaz olmuş starların hayatlarına son verdikleri yaşla oluşturulan bir kulüp.

1970′lerde efsaneleşen ünlü müzisyenlerin aynı yaşta ölmesi bu kulübü ve beraberindeki gizemi ortaya çıkardı.

6 AY ÖNCE ADETA HİSSETTİ / YONCA TOKBAŞ’IN YAZISI

Birbirinden ünlü isimler burada anıldı. Brian Jones, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrisson, Kurt Cobain…

Tam 39 kişi.. Büyük bölümü uyuşturucu bağımlılığı ve alkol nedeniyle yaşamanı yitirmişti.

39 müzisyen 27′ler kulübündeydi.

İngiliz şarkıcı Amy Winehouse şok eden ölümüyle 27′ler kulübünün 40′ıncı üyesi oldu.

Peki bütün bu starların aynı yaşta, tartışmalı ölümleri bir tesadüf müydü?

Yoksa  27′ler kulübü gerçekten bir çeşit lanet mi?

HAYRANLARI AMY İÇİN AĞLIYOR / WEB TV

ÜNLÜ ŞARKICI EVİNDE ÖLÜ BULUNDU / WEB TV

İŞTE AVRUPA TURNESİNİ İPTAL ETTİREN O GÖRÜNTÜLER / WEB TV

AMY WINEHOUSE İSTANBUL’DAN OLAYLI AYRILDI / WEB TV

27 YAŞINDA ÖLEN MÜZİK İDOLLERİ / FOTOANALİZ

YONCA EVCİMİK’İN AMY İÇİN “SU TESTİSİ” TABİRİNİ KULLANMASI TEPKİ ÇEKTİ / FOTO ANALİZ

http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/haber/18323976.asp?gid=381

Ergenekondan bahsetmiş!

25 Tem

Norveç’teki saldırıları gerçekleştiren Anders Behring Breivik, bin 500 sayfalık günlüğünde Ergenekon soruşturmasına da değiniyor.

 Ergenekondan bahsetmiş!Bunu ‘İslamcı hükümet AKP ile, milli menfaatleri savunan Kemalist milliyetçi laik elitlerin bir çekişmesi’ olarak tarif ettiği bölümde Breivik, örgütün neden başarısız olduğunun nedenlerini şöyle açıkladı: “Bu örgüt gizli faaliyetlerini sürdürebilmek için fazla büyük bir hale gelmişti ve çok açıktan hareket etmeye başlamışlardı. Ayrıca olması gereken örgüt disiplinini de kaybetmeye başlamışlardı.”

Deccal içeriden

25 Tem

Norveç’te önceki gün 92 kişinin öldüğü bombalı ve silahlı saldırıların faili olarak aşırı sağcı Norveçli bir Hıristiyan genç tutuklandı.

Norveç’e yakın tarihinin en büyük trajedisini yaşatan bombalı ve silahlı saldırının faili hemen parmakla gösterilen İslamcıların aksine aşırı dinci bir Hıristiyan genç çıktı. Başkent Oslo’da hükümet binalarının bulunduğu yerde 7 kişinin öldüğü bombalı saldırının ardından 35 km ötede Utoya Adası’nda iktidardaki İşçi Partisi’nin yaz kampına katılan gençleri tarayarak 85 kişiyi öldüren Norveçli saldırgan tutuklanırken Norveç medyası zanlının kimliğini Anders Behring Breivik olarak verdi. Polis kıyafeti içinde saldırıyı düzenledikten sonra yakalanan 32 yaşındaki uzun boylu ve sarışın zanlının Müslüman karşıtı ve aşırı dinci Hıristiyan olduğu belirtildi.

Polis yetkilisi Roger Andresen, Breivik’i 2 saldırıdan da sorumlu tutmak için kanıtların olduğunu açıkladı. Oslo Emniyet Müdürü Sveinung Sponheim de, saldırıda en az 1 otomatik tüfeğin kullanıldığını, zanlının soruşturma ekibiyle işbirliği yaparak ilginç bilgiler verdiğini ve saldırının arkasında başka kişilerin de olabileceğini kaydetti. Ancak daha sonra yetkililer zanlının 2 saldırıyı da tek başına düzenlediğinin sanıldığını, katliamın herhangi bir uluslararası terör örgütüyle bağlantısının gözükmediğini kaydetti.

6 ton gübre almış 
Sicil kayıtlarında tarım işletmecisi olarak geçen Breivik’in Norveç’in doğu bölgesinde organik tarımla uğraştığı, Felleskjoepet Agri adlı firmadan 4 Mayıs’ta 6 ton gübre satın aldığı belirlendi. Saldırganın tarım işletmecisi kimliğiyle amonyum sülfat gibi bomba yapımında kullanılan kimyasal maddelere erişebildiği vurgulandı. Adada başka patlayıcılar bulunurken Breivik’in yaşadığı Oslo’nun batısındaki 4 katlı apartman dairesinde aramalar yapıldı. Polis saldırıdan kurtulanların götürüldüğü ada yakınındaki Sndvollen’de bıçak taşıyan bir kişiyi gözaltına aldı. Zanlı, İşçi Partisi üyesi olduğunu ve bıçağı güvenlik için taşıdığını söyledi.

‘Tutucu, Hıristiyan, bekâr’
Norveç’te 92 kişinin öldüğü saldırılardan sorumlu tutulan Anders B. Breivik, Facebook’ta kendisini ‘muhafazakâr, Hıristiyan ve bekâr’ olarak tanımlıyor. Breivik, ‘Modern Warfare 2’ ve ‘World of Warcraft’ gibi bilgisayar oyunlarına düşkün olduğunu belirtiyor. Twetter’daki son mesajı İngiliz düşünür John Stuart Mill’dan bir alıntı: “İnançlı bir kişi, sadece çıkarları olan 100 bin kişiye bedeldir.”

Wilders’e hayran 
Breivik Norveççe yazdığı blogu Minerva’da İslam karyıtı Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’ın yanı sıra Franz Kafka ve George Orwell hayranı olduğunu söylüyor. Breivik milli kimlik ve toplumsal yapıyı zedelediği gerekçesiyle sosyalist yaşam tarzına karşı. Verdens Gang gazetesi bir arkadaşının Breivik’in 20’li yaşlarda aşırı sağcı görüşlere kaydığını, çokkültürlü yaşama karşı çıktığını ve internetteki tartışmalara katıldığını söyledi. Norveç haber ajansı NTB’ye göre çok sayıda silah bulunduran Breivik, silah sahiplerinin buluştuğu bir kulübe üye ancak aşırı sağcı gruplara dahil değil. Suç sicili de temiz. Polis yetkilileri “Norveç’teki Neo-Nazi gruplara dahil olsaydı kendisini izliyor olurduk” dedi.

Rehabilite merkezine ölümün gölgesi düştü
Oslo’daki saldırının tanığı çiçekçi Sezar Kayrı yaşadıklarını Radikal’e anlattı: Burası rehabilitasyon merkezi gibi, böyle şeylere alışık değiliz.
Ben 31-32 yıldır Norveç’teyim. Bugüne kadar hiçbir ırkçı saldırı ya da davranış görmedim. Ama ırkçılık yükseliyor elbette, dünya karıştı çünkü. Geldiğimiz günden bu yana göçmen karşıtı söylemde artış var ama çok kötü boyutlarda değil. Yaşamımız etkilenmedi, çocuklarımız burada büyüyor, ama hiçbir zaman ‘Gitsek mi’ diye düşünmedik.

Oslo’yla dikkati dağıttı 
İşyerimiz bombanın patladığı meydanın ortasındaydı. Patlama tam önümüzde oldu, olay yerine polisten de önce gittik. Çok kötü bir olaydı, burası rehabilitasyon merkezi gibi, çok sakin, böyle olaylara alışkın değiliz. Türkiye’den gelen arkadaşlarımız “Rehabilitasyona gelmiş gibiyiz” diyor. Saldırılar Norveç’i salladı. Bugün (dün) açmadık işyerimizi. Bana saygısızlık gibi geldi, çiçek satıyoruz biz aslında açmamız gerekirdi. Meydanda kilise var, ben de yakınındayım, çiçek için kuyruk vardı, en çok açmam gereken günde açmadım. Cuma günü dükkânımızı kapatamadık, arabam orada kaldı. Bugün (dün) onları almaya gittim. Şehir merkezinde her yer kapalı. O bölgelerin orada dükkânlar tamamen kapalıydı.

Patlamanın hemen ardından bakanlık binalarından duman çıkıyordu, bir ölü gördüm, kadın parçalanmıştı. Bir şey yapamadık, koştuğumuz yer patlayan arabanın orasıydı. Neredeyse bütün Oslo’nun camları kırıldı, 1 km civarındaki camlar indi. Dün (cuma günü) polisin şehri kapatma sebeplerinden biri de yağmayı önlemekti. Gece 10.00’dan sonra dükkânı kapatmak için girebildik şehir merkezine.

Adam Oslo’ya bombayı koyunca bütün ilgiyi oraya topladı, polisin bütün numaraları kilitlendi, adaya ulaşımı engelledi. Asıl amaç adadaki kampı vurmaktı gibi görünüyor.
Adam tek başına yaptım diyor, sürekli konuşuyormuş, ne yaptığını anlatıyormuş ama polis hiçbir şekilde sızdırmıyor. Şehir merkezinde herkes şokta, aynı şeyi konuşuyor, burada tek bir cinayet olur, günlerce gazetelerde konuşulur ama bu olay inanılmaz. Bugün Başbakan da “Hâlâ ne olup bittiğinin farkında değilim” dedi zaten.

‘Filmden fırlamış gibiydi’
Oslo’nun 35 km kuzeybatısında yer alan Utoeya Adası’nda İşçi Partisi’nin 560 kişinin katılımıyla düzenlediği gençlik kampında yaşanan katliamın tanıkları dehşeti anlattı. Bir görgü tanığı, Tyrifjorden Gölü’nde kıyıya 500 m mesafedeki adadan canını kurtarmak için en az 50 kişinin suya atladığını, saldırganın yüzenleri de taradığını belirtti. Adrian Pracon ise olayı “Yakın mesafeden ateş açıyordu. Suda atlayanlara da ateş açtı. Elinde M16 vardı. Nazi filminden fırlamış gibiydi. Ölü taklidi yaptım. 2 metre ötemdeydi, nefes alışını hissediyordum, silahın sıcağını hissedebiliyordum. Yerde yatanların ölüp ölmediğini kontrol için tekmeliyordu” diye aktardı. 42 yaşındaki Anita Lien de, gençlerin dehşet içerisinde kaçıştıklarını belirterek “Tümü çok genç, 14-19 yaş arasında” dedi. Jorgen Benone ise taşların arkasına saklanarak canını kurtardığını söyledi. Gece yaralılar botlarla aranırken polis yetkilisi Johan Fredrisken, saldırganın ilk ateşi açmasından 30 dakika sonra SWAT timinin adaya ulaştığını belirtti. (OSLO/AFP-AP-REUTERS)

‘Barış ülkesi bile vuruldu’ 
1997-2005 yılları arasında iki dönem görevde olan Norveç’in eski Başbakan’ı Kjell Magne Bondevik, bugün Oslo Barış Merkezi’nin başkanlığını yürütüyor. Radikal’e Oslo’da yaşanan çifte saldırıyı değerlendiren Bondevik, “Büyük trajedi yaşadık. Norveç’in politik yaşamına bir saldırıydı. Saldırgan belki de politikaları çok liberal ve toleransı yüksek gördü” dedi. Bondevik sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük trajedi. Hepimiz şoke olduk, bunun olabileceğine inanmıyorduk. Biz demokrasiyi ve açık toplum yapısını her zaman sağlam tutmak istemiştik. Uzun yıllar ofisimin olduğu bina ve hükümetteki İşçi Partisi’nin yaz kampında da yüzlerce genç sosyal demokrat hedef alındı. Barış içinde yaşamaya alışkın Norveç’in bile saldırıya uğrayabileceğini gördük. Politik kurumlarda elbette güvenlik için konuşacağız ama açık toplumu korumak birincil hedefimiz.”

Norveçlilerin ilk sorusu: Ne zaman döneceksiniz?
1982 yılında Oslo Üniversite- si’nde okumak üzere Norveç’e gittiğimde beni ilk etkileyen şey kentin ruhuna işlemiş dinginlik, düzen ve dakiklik olmuştu. Eksi 20 derecede bile 08.12 treni tam vaktinde gelir, 08.22’de de tam planlandığı gibi üniversite durağında inerdik. Sanki insan bu ülkede sonsuza dek huzur ve rahat içinde yaşayabilirdi.

İlk kez üniversitede dünyanın dört bir tarafından gelmiş farklı ülkeden ve etnik kimlikten insanı bir arada görmüştüm. Hocaların, Norveçli öğrencilerin farklı kültürlere ve düşüncelere saygısı beni çok şaşırtmıştı.

Sonra yavaş yavaş üniversite çevresinden çıkıp halkın arasına karışınca, arkadaşların aileleriyle, bakkalla, manavla konuşunca farklı bir tablonun olduğunu da gördüm. Norveçlilerin karşılaştıkları yabancılara ilk sordukları soru “Ne zaman döneceksin?” olur. Dağevlerine konuk olduğum arkadaşımın amcası “Ne zaman ülkenize geri döneceksiniz, bizim vergilerimizle okuyorsunuz” dediğinde çok şaşırmış, ne diyeceğimi bilememiştim.

Fıkralara konu olmuş bu sorunun entelektüel çevrelerde iki açıklaması vardır genellikle. Gerçekçiler “Norveçliler yabancıları sevmez, ırkçı eğilimleri güçlüdür”, daha iyi niyetliler de “Norveçliler ülkelerini o kadar sıkıcı bulurlar ki başkalarının neden geldiklerini anlayamazlar” der. Aslında bu iki farklı yorumun da doğruluk payı var. Tüm insanları kapsayacak bir genelleme yapmak tabii ki doğru olmaz ama Norveçlilerin yabancılara, özellikle de kendi deyişleriyle ‘kara kafalara’ tahammülsüzlüğü bir gerçek.

25 yıl önce bile göçmenlerin yaşadığı mahallelerde duvarlara “Pis Paki evine dön’ yazılırdı. Norveç diğer Kuzey ülkeleri gibi demokrasi geleneği çok sağlam bir ülke. Kolay kolay bu yapı bozulmaz ama inceden inceye, içten içe milliyetçilik duyguları çok güçlü. Zaten yıllardır tüm politikaları da bu ırkçı refleksleri dengelemek üzerine oturuyor.

Siyasi mültecilere kapılarını açan, onlara insanca yaşam şartları sağlayan bir ülke ama aşırı sağcı gruplar sonradan Norveçli olanlara karşı büyük bir hınç duyuyor. Son yıllarda internet ortamında sık sık tartışılan konulardan biri de “Kim Norveçli” sorusuydu. Bu saldırının altındaki nedenlerden biri de bu olabilir. Ben yine de kendi tecrübelerimden ve tanıdığım Norveçlilerden yola çıkarak bu ülkede kolay kolay demokrasi geleneği bozulmaz, teröre teslim olmazlar diyorum… (MÜGE AKGÜN)

Başbakan’ın isyanı
Başbakan Jens Stoltenberg saldırıların demokrasiyi hedef alan korkakça eylemler olduğunu belirterek “Ancak Norveç demokrasisini yıkamayacaklar ve ülkemiz bu sınavı da başarıyla verecek” dedi. Utoeya’ya helikopterle gidip incelemelerde bulunan Stoltenberg, 1974’ten beri yaz kampı için gittiği adayla ilgili “Çocukluğumun cenneti cehenneme dönüştü. “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ülkemiz bu düzeyde bir saldırıya maruz kalmamıştı” ifadelerini kullandı. Kurbanların bazılarını şahsen tanıdığını belirten Başbakan, saldırının uluslararası örgütlerle olası bağıyla ilgili yabancı istihbarat örgütleriyle temasa geçtiklerini söyledi. Norveç Kralı Harald, Kraliçe Sonya ve Veliaht Prens Haakon da ada yakınında Sndvollen kasabasında saldırıdan kurtulanların kaldığı oteli ziyaret etti. {SUNDVOLLEN / AP-REUTERS}

Aşırı sağ yükselişte 
Norveç polis teşkilatı PST, marttaki raporunda İslam karşıtı aşırı sağcı grupların palazlandığına dikkat çekmiş. Uzmanlar İsveç’te daha örgütlü olan Neo-Nazilerin Norveç’te daha dağınık ve güçsüz olduğunu not ediyor. Irkçılığa Karşı Norveç Merkezi Müdürü Kari Partapuoli, aşırı sağcı hareketin örgütlenme sorunu yaşadığını ve liderlerden yoksun olduğunu kaydetti. Partapuoli aşırı sağcıların çok kültürlü yaşamı temsil eden İşçi Partisi’ni göç ve yabancılar konusunda zayıf bulduklarını belirtti.

Türk kızı kayıp
Diplomatik kaynaklara göre, dün Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye’nin Oslo Büyükelçiliği ile temasa geçen bir anne Norveç vatandaşı olan kızından haber alamadığını, silahlı saldırı düzenlenen Utoeya Adası’ndaki kampta bulunabileceğini aktardı. Gerek Dışişleri Bakanlığı gerekse Türkiye’nin Oslo Büyükelçiliği yetkililerinin Norveç makamları ile temasa geçmeleri üzerine, genç kıza ilişkin aramaların sürdüğü belirtiliyor. Diğer yandan Başbakan Tayyip Erdoğan, Norveç’teki saldırı dolayısıyla Başbakan Jens Stoltenberg’e başsağlığı mesajı gönderdi

http://www.ihlassondakika.com/haber_Deccal-iceriden_393463.html

SAVAŞMA KONUŞ – 1

24 Tem

Özerklik savaş değil barış ilanıdır

BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş’la Silvan olayını, demokratik özerklik ilanını ve boykotun daha ne kadar süreceğini konuştuk. Demirtaş, demokratik özerklik ilanının zamanlaması nedeniyle üzgün
Özerkliğin bir savaş ilanı değil, barış ilanı olduğunu söyleyen Demirtaş, “Bu aynı zamanda bütün Türkiye’ye taahhüttür. Kürtler, özerklik ilan etmekle birlikte yaşamanın taahhüdü altına girmiştir” diyor

Silvan’dan gelen 13 şehit haberinin ardından bir kez daha hassasiyetler tavan yaptı… Acımız büyük, yaramız derindi. Aynı gün Demokratik Toplum Kongresi (DTK), demokratik özerklik ilan etti.
Son 10 günlük süreçte taşradan büyükşehirlere, lince varan ayrımcılık örneklerine şahit olduk… Ne yazık ki siyasetçilerin, toplumun önde gelen kesimlerinin yapıcılıktan uzak çıkışları, bu ruh halini iyice hortlattı.
Oysa sorunun özneleriyle meseleyi masaya yatırmadan ne sağlıklı bir tartışma yapabilir ne de bu şiddet sarmalına dur denebilir. Bu düşünceyle Urfa’dan başlayıp Diyarbakır’a, oradan Silvan, Bitlis ve son olarak Van’a yolculuk yaptık.
Yazı dizisi için seçtiğimiz bu fotoğrafı, Silvan’daki tarihi Malabadi köprüsünün önünde çektik. Artuklu döneminde inşa edilen bu köprü, dönemine göre olağanüstü bir mimariyle yapıldığı için dünya tarihinde önemli bir yere sahip. Türkülerle, efsanelerle anılan  Malabadi, kültürlere, halklara evsahipliği yapıp neredeyse 1000 yıldır hâlâ ayakta duruyorsa… Ondan öğrenecek çok şeyimiz var demektir!
Her şeyden önce birbirimizi dinlemeye çalışabiliriz.

 

Blok vekilleri ve DTK üyeleri, son durumları değerlendirmek için Van Gölü’nde dört günlük bir kampa girdi. BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş’la gelişmeleri tartıştık.
Mehveş Evin: Kürt sorununu, demokratik çözümleri, yeni anayasayı tartışıyorduk. Fakat ibre son olaylarla tersine döndü. Gerginlik, topluma da yansıdı. Yoksa kopma noktasına mı geldik?
Tablonun iyi olmadığı kesin. Bu fotoğraftaki her bir ayrıntı, bütün bu demokratikleşme, çözüm ve barış süreçlerini sıkıntıya sokuyor. Fakat bu sorunların ve sıkıntı başlıklarının kaynağı da aynıdır. Bu iş kaynağında çözüldüğü zaman kendiliğinden normalleşir. Dağdaki, şehirdeki, siyasetteki, medyadaki için de… Nerede olursa olsun, çatışma alanlarının kaynağı aynıdır.
ME: Nedir o kaynak?
Devlet, “bu işi ben kesinlikle çözeceğim” noktasına gelmedi. Sorunun temel noktası bu. İstediğimiz kadar PKK’yı suçlayalım, istediğimiz kadar “bunlar çözüm istemiyor” diyelim… “Ben çözüm kararımı verdim, şu şu adımları atacağım” diyen bir hükümete, kim direnebilir ki? Hükümet, Kürt sorunu ile ilgili çözüm politikasını net olarak söylese. Aynı şekilde Alevilerle, kadınlarla ilgili şunu yapacağım dese…. Bir anayasa taslağı olarak değil! Proje, düşünce olarak… Bütün bunları da diyalogla yapacağım dese. Bunların önünde kim duracak?
ME: Sizce hükümet neden bunları söylemiyor?
Öyle bir düşüncesi yok çünkü. İnsan kendi inandığı bir düşünceye sahip olsa, bunu açıklamaz mı? Biz açıklıyoruz işte bütün inandığımız projeleri! Hükümetin böyle bir çözüm anlayışı yok. Dünya görüşleri zaten sıkıntılı, demokrasi anlayışı problemli… Kürtlere, kadınlara, Alevilere bakış problemli. Zaten gerilimin kaynağı budur. Yoksa değişime, dönüşüme direnen bir çevre var. Kürtlerin içinde de de var! Ama ağırlıklı olarak devletin içerisinde.

Hükümet yönetemedi
ME: Bu durumun tek sorumlusu AKP midir?
Değişimi yanlış yöneten AKP, bütün meselelerin sorumlusudur. Türkiye’de bahsettiğim şekilde bir demokrasiye karşı çıkan kim olabilir? Ama öyle bir proje koymak yerine, Ağustos 2009’dan beri, “Açıyorum açacağım. Yapıyorum, yapacağım. Kardeşiz, amca çocuğuyuz…” diyor. Onun dışında bir şey yok. Diyeceksiniz ki Kürtler’in hiç sorumluluğu yok mudur? Bizim eksiğimiz şudur. Biz projelerimizi kamuoyuna doğru anlatamıyoruz.
Geçmişten kaynaklı, devraldığımız bir ağırlık, yük var. Kürt siyaseti ortaya çıktığında ortada bir şiddet vardı. 84’ten beri devam eden bir çatışma hali… Kamuoyunda oluşmuş yükü peşinen devraldık. Türkiye’nin batısında Kürt siyasetiyle ilgili oluşmuş bir önyargı var zaten.
ME: Fakat bu önyargılar kırılma noktasına gelmişti. Kürt meselesiyle ilgili tabular  tartışılır oldu…
İçinde bulunduğumuz koşullar, 90’larla, 80’lerle kıyaslanmayacak noktadadır. Durumun vahameti şurada: Siz demokrasi, insan hakları durumunu analiz ederken geçmişle kıyaslarsanız, hata yaparsınız. Evrensel standartlarla kıyaslamak lazım. Parametre odur.
ME: Bir yandan da 12 Eylül Anayasası duruyor…
Bugün değişim isteyen bir hükümetin önünde herhangi bir engel mi var? Kenan Evren mi var önünde?Cunta yönetimi mi var? Yok… Ergenekon dediler, zaten hepsi içeride… Derin devlet kalmadı diye kendileri ifade ediyor. Yargı engel değil, bürokrasi, medya engel değil. Edirne’sinden Hakkari’sine kadar destek geliyor… Niye o zaman hükümet, bu kadar büyük bir fırsat varken onu çözüme dönüştürmez, sürünmecede bırakır? Kilit buradadır. Hükümet adım atsa dağdaki gerilim de sıfıra iner, onun Zeytinburnu’na veya Aynur Doğan konserine yansıması da sıfıra iner.

Başbakan’ın ruh hali
Namık Durukan: AKP seçimden sonra Kürt sorununda “muhatap benim” deyip BDP’yi dışlamayı seçti…
Doğru. Yerel deyimle söyleyeyim, başımız gözümüz üstüne… Madem Kürtleri temsil ediyor, masanın iki tarafına da kendisi otursun. Hem Kürtleri, hem hükümeti temsil ediyorsa, konuşsun kendi kendine de biz de izleyelim! Ortaya bir çözüm çıkarsın, söz veriyorum ilk alkışlayan ben olacağım. Niye yapmıyor?
ND: Kürt sorununu çözdüm diyor…
Bunların hepsi demagojidir. Kim parlamentoda çoğunluğu elde tutuyor? O zamanki DTP her şeye engel oluyor diyorlar. TRT Şeş diyorlar, biz destek verdik.
ME: Kopma noktası referandum mu oldu? Başbakan kendi fikrini desteklemeyenlere sert çıkışlarıyla tanınıyor.
Çok toptancı bir yaklaşımı var. “Ya beni tam desteklersiniz, ya da benden değilsiniz” diyor. Bir ülkenin geleceğini başbakanın kişiliği belirler mi? Bizde belirler gibi geliyor. Başbakan’ın ruh hali, ekibiyle çalışma tarzı, ülkenin gidişatını çok etkiliyor. Demokrasi karşıtı güçlere beraber mücadele edelim ama bizim de siyasi bir kişiliğimiz, tavrımız var, bunlar ne olacak dediğinde “olamaz” diyor. Kürtleri Kürtlerden, Alevileri Alevilerden, işçileri işçilerden, kadınları kadınlardan kurtarma fikri var. Ona uymayan her düşünce tehlikeli. İşte tıkanma noktası bu.
ME: Bu sıkıntıları aşmak için ümit var mı peki?
Var tabii. Dünyanın her yerinde bu tür düşünce anlayışları ortaya çıktı, “Ben en iyisini bilirim” anlayışına karşı direnenler hep oldu. İnsanlık tarihinde ilerleme varsa, direnenler kazandığı içindir. Statükocu zihniyet kazandığı için değil. Başbakan bir statükoya karşı mücadele ederden yeni bir statüko kurdu, farkında değil. Bir vekil demiş ya “Ona dokunmak bile ibadettir.” Özetliyor işte her şeyi. AKP grubu budur. Şimdi oradan bir özgür düşünce çıkmaz.

Meclis’i terk etmedik
ME: Size yöneltilen en büyük eleştirilerden biri, Meclis’e gitmemeniz, Diyarbakır’da toplantı yapmanız… Boykot sürdükçe gerginlik de artıyor.
Biz Meclis’i terk etmiş değiliz. En nihayetinde aşılacak. Koşullar olgunlaştığında yine biz karar veririz. Bu iş AKP’nin iznine, icazetine bağlı değil. Halktan icazeti aldık. Koşullar olgunlaştığında Meclise dönüş kararı alırız. BDP parlamentoda olacak. Bunun koşulları oluşacak, ama bu da AKP’nin bize sunduğu nimetler değil. Sosyal, psikolojik ve siyasal koşullar oluşacak.
Evet, parlamentoyu güçlendirmek, dışarıdaki gerilimi azaltır. İnsanlar bize oy verirken ülke bölünsün ya da savaş devam etsin diye vermiyor. Tam tersine, demokratik çözüm için veriyor. Ama AKP’nin çözümüne razı olun, boynunuzu bükün de demiyorlar.
ND: Hükümetle görüşmelerin neresindesiniz?
Biz şunu görmek istedik: Siz böyle bir değişim sürecine açık mısınız? Bizim yemin krizimiz yok, ille de her şeyde uzlaşacağız diye bir şey yok. Ama bu meseleleri konuşmaya açık mısınız? Heyetlerin yaklaşımında olumsuz bir şey yoktu. Bu mutabakata da yansıdı zaten. Fakat aynı metinde uzlaşamadık. Yani biz o elektriği aldıktan sonra yemin mesele değil. 1 Ekim’i beklemeyebiliriz, şart değil. Ama o zihniyeti göremezsek 1 Ekim’den sonra da tutumumuzu sürdürebiliriz…

Bölünmeyi tarih olarak bitirdik
ME: Demokratik özerkliği kimse anlamadı. Üstelik şehit haberinin geldiği güne rastlaması infial yarattı.
Bunlara dikkat edilmesi lazım, katılıyorum. Fakat Türkiye’de o kadar fazla değişik algı ve hassasiyet var ki. Hepsini yönetmeye kalksanız, ortada siyaset kalmıyor. Biz bütün gerçeklerin veya doğruların en çıplak haliyle görülmesini istiyoruz. Kimseyi kandırmak istemiyoruz. Türkiye kamuoyu bizden şunu bekliyor olabilir: En azından öyleymiş gibi yaparak götürün. Ancak biz çok net söylüyoruz. Siyasi bir statü olmazsa, çözüm olamayacak. Kürtleri tatmin etmeyecek. Bu siyasi statü, Türkiye’nin bölünmesine yol açmayacak.
ME: Oysa tam tersi ifade ediliyor. Yani “siyasi statü, bölünmenin başlangıcıdır” fikri hakim.
Bakın hem Kürtleri, hem Türkleri tatmin edecek şey budur: Siyasi statü olacak ama Türkiye bölünmeyecek. Gelin bunu birlikte tartışalım. AKP, MHP, CHP ile bir araya gelelim. Diyelim ki “Kürtleri nasıl tatmin ederiz ama aynı yerde bir arada yaşamaya nasıl devam ederiz? Tedbirlerini idari olarak nasıl alırız? Hak ve yetki dağılımını nasıl yapalım ki bir arada yaşamanın koşulları oluşsun. Bunları tartışalım dediğimizde, kıyamet koptu. Madem öyle, neden geçen yıl bildirge çıktığında “tartışılmaz” denmedi? Ama daha ilk noktayı koyan başbakan oldu.
ME: Madem demokratik özerklik bu kadar iyi bir şey, neden herkes tepkili?
Bilmiyorlar da ondan. Milletvekillerine yolladık kitapçıkları, geri gönderdiler. Sorsan 500 vekile özerklik nedir diye, bilmez. Kafasındaki tek şey “vatan bölünmez, tek bir dilimiz vardır, buna da dokunulmaz.” Bunun dışında hiçbir tartışma yok. Oysa biz 10 yıldır tartışıyoruz bunları. Her toplumun özerkliği vardır. Devlet tanısın, tanımasın. Gidin bakın Hakkari’ye Van’a… Çorum’dan Kütahya’dan farklı yaşam tarzları, dilleri, yemekleri, giyimleri var. Bunlar zaten özerk duruştur. Özerk kültür, özerk yaşam, özerk inançtır. Eleştirenler çok ciddiyetsiz. Kimse kusura bakmasın ama biz tek dili, tek ırkı tartışmayız. Başka alternatif bir modeli olan varsa onu sunsun. Hem belki bizi ikna eder? Belki projeleri daha iyidir…
Bize deniyor ya, dayatmadır… Asıl bunun tersi dayatma. Tek dil, tek ırk, tek millet, dayatmadır. Özerklik, bir savaş ilanı değil, barış ilanıdır. Aynı zamanda bütün Türkiye’ye taahhüttür: Biz bölünme diye bir şeyi tarihi olarak bitirdik. Kürtler, özerklik ilan etmekle birlikte yaşamanın taahhüdü altına girmiştir.
ME: Güzel de şiddet olduğu sürece dedikleriniz başka algılanır. Kimse konuşmaya yanaşmaz.
Doğru. Şiddeti bitirecek formül de çok basit: Öcalan çağrı yapacak. PKK onun sözünü dinleyeceğini söylüyorsa Başbakan da bu işi bitirir. Tony Blair’i hatırlasın biraz.
ND: Parti içinde de tartışma yaşanıyor, ayrı sesler çıkıyor.
Bence bir partinin içinde bütün fikirleri tartışabiliyor olmak çok önemli. “Başbakana dokunmak ibadettir” diyen vekil gibi olsalardı, Allah korusun, ne yapardık? Çok şükür tartışıyorlar, fikirlerini söylüyorlar, zaten oradan biz bir şey çıkartıyoruz. O böyle dedi diye birbirimizin sırtına hançer saplayacak değiliz. Böyle yola çıktık. Türkiye işte böyle yaşar birlikte. Süryani var, kadın var, Alevi var, sosyalist var, muhafazakâr var. Herkes birbirine böyle saygı duyacak. Her biri de özerktir.

 

Keşke öyle bir güne denk gelmeseydi
ND: Özerklik açıklamasının zamanlaması hakkında ne diyeceksiniz?
Bak Aysel Hanım da açıklamış. Keşke öyle bir güne denk gelmeseydi. Fakat bizim demokratik özerkliği gündeme alan bir toplantıya katılacağımız günler öncesinden açıklandı. Tarihi, saati belli. Basına da bilgi verilmişti. Bunu herkes biliyordu. Bizim bilmediğimiz, ne zaman bir askeri operasyon olacağıydı. Ama bu operasyonu yapanlar bizim toplantımızı biliyordu. Dolayısıyla zamanlama hatası varsa, bunu askeri operasyonu planlayanlar yaptı.
İkincisi, deniyor ki bu PKK’nin zamanlaması. Hayır. Günlerdir operasyon yapan askerler PKK’lıların bulunduğu noktayı tespit edip o gün, o saatte yapıyorlar. Çok tuhaf bir şekilde maalesef kayıp çok yüksek oluyor. Bir şey sorulacaksa oraya sorulmalı.
Ha, buna rağmen açıklanmayabilir miydi? Evet. Fakat Aysel Hanımın kameranın önüne geçme anıyla bu olayı duymamızın arasında 1 dakika kadar vardı. Daha önce duymuş olsak, kesinlikle bu ilan meselesini önümüzdeki bir zamana bırakabilirdik. Ben de bundan üzüntü duyuyorum.
Üçüncüsü, Valilik açıklamayı niye o saatte yapıyor? Öğlen saatlerinde ölümler gerçekleşti. Niye o saatte açıklanmadı? Birileri zamanlama hatası arıyorsa orada arasın. Bakın, illa kötü niyet vardır demiyorum. Ama zamanlamayı keşke tartışacak fırsatımız olsaydı. Böylesine acı bir olayla, böylesine siyasal bir gelişme örtüşünce oradan pozitif algı çıkmadı. Demokratik özerklik, çatışma gelişsin diye ilan edilmedi. Ama gündemle öyle bir algı oluştu.

http://gundem.milliyet.com.tr/ozerklik-savas-degil-baris-ilanidir/gundem/gundemyazardetay/24.07.2011/1418049/default.htm

Kuraklık ve açlık milyonları etkiliyor

24 Tem

Doğu Afrika ülkelerinde etkisini gösteren kuraklık korkutucu boyutlara ulaştı. Kuraklığın 11 milyon 500 bin kişiyi etkilediği ifade ediliyor. İnsanlar kuraklık ve açlık yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kalırken kuraklıktan en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen Somali’de halk evlerini terk ederek başta Kenya ve Etiyopya olmak üzere komşu ülkelere sığınıyor. Ülkelerindeki kuraklıktan kaçarakhayatta kalmaya çalışan mültecilerin barınması için kurulan Kenya’daki Dadaab kampına şu ana kadar yaklaşık 480 bin kişi sığındı.

http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/07/24/kuraklik-ve-aclik-milyonlari-etkiliyor

Avrupa’da terör paniği

24 Tem

‘da aşırı sağ görüşlü kişinin gerçekleştirdiği çifte saldırıdan sonra Avrupa ülkeleri terör alarmı verdi. İskandinav ülkeleri ve Fransa terör alarmını en üst düzeye çıkardı

Avrupa’nın en zengin ve sakin ülkelerinden Norveç’in başkenti ‘da gerçekleştirilen çifte saldırı sonrasında ülke panik havasına girdi. Yüksek yaşam standartları ve neredeyse mükemmel işleyen sosyal devlet modeliyle dünyanın imrendiği Norveç, aşırı sağ görüşlü ‘in gerçekleştirdiği bireysel saldırı sonrasında Nazi işgalinden bu yana tarihinin en kanlı gününü yaşıyor. Yas havasına bürünen ülkede bayraklar yarıya indirildi, kiliselerde saldırıda yaşamını yitirenler için mum yakıldı ve yerlere çiçekler serildi. Kraliyet Sarayı’na yakın Solli Plass olarak bilinen alan, bir bomba ihbarı üzerine polis tarafından güvenlik çemberine alındı. 22 Temmuz’daki çifte saldırıdan sonra hükümet binalarının askerler tarafından güvenlik çemberine alınması da Oslo için garip bir görüntü oluşturdu. Oslo’da polis kordonu önünde yıkılan hükümet binalarına bakan  (38), “Akıl alır gibi değil. İnanamıyorum. Norveç, dünyada en emniyetli barış içinde yaşayan ülkeydi. Artık sandığımız gibi değil” dedi. Marit Saxeide (39) ise “Norveç halkının yüzde 99′u bunun Müslümanların işi olduğunu sandı. Ama öyle değil. Eğitimli bir kişi nasıl böyle bir saldırı yaptı bilmiyorum” diye şaşkınlıklarını dile getirdi.

ALARM DÜZEYİ ÜST SEVİYEDE 

Oslo’daki saldırı diğer İskandinav ülkelerini de harekete geçirdi. İsveç’te güvenlik önlemleri arttırıldı ve terör saldırısı alarmı “yüksek” seviyeye çekildi. İsveç İstihbarat Servisi SAPO, kamu binaları ve Norveç Büyükelçiliği çevresindeki güvenliğin artırıldığını açıklarken, Danimarka’da ise aynı türden bir saldırının gerçekleşme ihtimali tedirginliğe neden oluyor. Fransa da önceki gün saldırının faili belli olmadan güvenlik durumunu yıllar sonra kırmızı alarm seviyesine yükseltti.

http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/07/24/avrupada-teror-panigi

Hobileri seri katil dizileri ve avcılık aşırı milliyetçi…

24 Tem

Hobileri seri katil dizileri ve avcılık aşırı milliyetçi...KATLİAMIN sorumlusu olduğu iddia edilen 32 yaşındaki Anders Behring Breivik’in dikkat çekici özellikleri bulunuyor.
 Sıkı bir Norveç milliyetçisi. Onun son derece zeki olduğunu belirten yakın bir arkadaşı, 20′li yaşlardan beri aşırı sağ görüşlere yakın olduğunu söylüyor.
 Oslo Mason Locası’na üye. Mason tören kıyafetleriyle verdiği pozlar bulunuyor. Oslo Silah Kulübü’ne de üye olan Breivik, ruhsatlı bir Glock tabancaya ve 2 tüfeğe sahip. İngiliz devlet adamı Winston Churchill’e ve Norveç’te Nazi karşıtı direnişi örgütleyen Max Manus’a hayran.
 Twitter’da 17 Temmuz’da açtığı sayfasında tek bir mesaj yer alıyor. Mesajda İngiliz filozof John Stuart Mill’den alıntı şu ifadeler yer alıyor: “İnançlı tek bir insanın gücü, yalnızca çıkarlarını gözeten 100 bin insana eşittir.”
 Çok kültürlü toplum yapısına karşı. İslam karşıtı “Document.no” sitesinde çok sayıda mesajı yer alıyor. İnternet üzerindeki bir İsveç Nazi Forumu’nun üyesi. Sitenin devlet binalarına saldırıları özendirdiği biliniyor.
 1997-2006 yılları arasında ülkedeki ırkçı ve Müslüman karşıtlığının öncülüğünü yapan ülkenin ikinci büyük partisi İlerleme Partisi’nin üyesi olduğu biliniyor.
 Facebook profiline göre en sevdiği dizilerden biri, bir seri katili anlatan Dexter. Ayrıca C a p r i c a , True Blood, Stargate Universe ve The Shield dizilerini seviyor.
 Klasik müzik dinliyor; Gladyatör, Dogville ve 300 filmlerini seviyor. Franz Kafka’nın Dava’sı ve George Orwell’ın 1984 adlı kitabı ve John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine kitabı en sevdiği kitaplar arasında. En sevdiği bilgisayar oyunları ise World of Warcraft ve Modern Warfare 2.
 Oslo Ticaret Okulu Mezunu. Siyaset ve borsa hakkında analizler yapmaktan hoşlanıyor. Okumayı ve yazmayı seviyor.
 FK Lyn futbol takımı taraftarı. Hobileri arasında avcılık var.
 Mayıs sonunda küçük bir kasabaya taşınarak Breivik Geofarm adlı bir çiftlik kurdu. Çiftliği kullanarak patlayıcı madde imalatında kullanılan gübre ve benzeri maddeleri yasal şekilde elde etmiş olabileceği düşünülüyor. 

TÜRKİYE ANALİZİ 
Aşırı sağcı ve İslam düşmanı olan Breivik’in “Document. no” isimli siyasi forum sitesinde yazdığı Müslüman karşıtı yazılar ortaya çıktı. 2009 tarihli bir yazısında tarih boyunca Hıristiyan nüfusun azalmasından ve Müslüman nüfusun artış göstermesinden duyduğu kaygıyı dile getiriyor. Verdiği örneklerden biri ise, Anadolu’daki Hıristiyan nüfusunun 1300′lerden beri kademeli olarak azalmış olması. Yazıya göre Anadolu’da 1300′lerde Hıristiyanlar nüfusun yüzde 99′unu oluştururken, bu oran 1600′lerde yüzde 55′e, 1920′lerde yüzde 20′ye, 1945′lerde yüzde 6′ya, 1980′lerde yüzde 3′e, 2009′da ise sadece yüzde 1′e düşmüş. Breivik, Atatürk’ün laikliğin savunucularından biri olduğunu, ancak buna rağmen Türkiye’de İslamcıların ayakta kalıp şeriat talep edebildiği söylüyor.

21 YILDA ÇIKABİLİR 

Norveç yasalarında bir suçlunun alabileceği en büyük cezanın 21 yıl hapis olduğu belirtilirken, toplumun huzurunu kökünden sarsacak suçlar için ömür boyu hapis cezası tanımlanmış durumda. Fakat iyi niyet halinin oldukça önemsendiği Norveç hukukuna göre saldırganın iyi niyet halinden dolayı belli bir süreden sonra hapisten çıkabilme ihtimalinin olması ise Norveçlileri rahatsız ediyor.

http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/07/24/hobileri-seri-katil-dizileri-ve-avcilik-asiri-milliyetci

Yaşamak için evrenlerden evren seç…

24 Tem

BUNDAN 20 yıl kadar önce, Atlantis çizgi romanında okuduğum bir öykü aklımda yer etmiş.


Buna göre, kahramanımız Martin Mystere’nin bir arkadaşı biralet keşfediyor. Bu, nesnelerin yaşını kolayca öğrenmemizi sağlayacak bir pratik karbon testi cihazı.
Sonra cihazı denemek için türlü çeşitli nesneleri (masasındakikalem açacağı, bir fosil, bir eski fotoğraf vs) alete sokuyor.Ama hangi nesneyi alete koyarsa koysun sonuç aynı: Her şey 1 Ocak 1900’de yaratılmış gibi gözüküyor.

* * *

Önce cihazından şüpheleniyor ama sonra her şeyin gerçekten 1 Ocak 1900’de yaratıldığı sonucuna varıyor.
Bir süre sonra anlaşılıyor; dışarıda bir yerde bizim dünyamızınaynısı bir başka dünya var. Oradaki akıllı insanlar, sırf kendi dünyalarında gelecekte neler olabileceğini görmek ve mesela 2. Dünya Savaşı gibi kötü şeyler olmazdan önce önlem almak için bizim dünyamızı yaratmışlar ama zamanı biraz ilerialmışlar.
Yani bizim dünyamız, aslında başka bir dünyanın simülasyonuymuş. Burada savaşlar çıkıyor, soykırımlar yaşanıyorama ‘orijinal’de yaşanmıyor; çünkü onlar kendi başlarına gelecekleri bizim yardımımızla önceden görüp önlem alıyor!
Bu çizgi romanı okuduktan kısa bir süre sonra bir The Scientific American sayısında ilk kez ‘çoklu evren’ teorisiylekarşılaştım.
Kuvantum mekaniğinin yarattığı paradokslara önerilen çözümlerden biriydi bu. Uzun yıllardır fizikçiler arasındatartışılan bir teorik mesele. Daha doğrusu teoride ortaya çıkan pratik sorunları çözmeye yönelik teorik bir yol.
Şimdi yıllar sonra yeniden bir The Scientific American sayısı (Ağustos 2011) epeydir düşündüğüm bu konuyadönmeme yardımcı oldu.

* * *

Çoklu evren teorisi belki 60 yılı aşkın süredir ortada ama 90’lar ve 2000’lerdeki popüler bilim patlaması sınırlarınıgenişletip kuvantum mekaniğine kadar uzanınca, çok daha geniş kitleler teoriden haberdar oldu.
Kabul etmek gerekir ki teorinin vaad ettiği şeyler çok fazla, hayal gücümüzün sınırlarını zorlayıcı nitelikte. İşte bu yüzden önce post-modernist düşünürler konuya el atıp bilimin kesinliksizliği bağlamında teoriyi daha da popülerhale getirdiler, ardından romancılar ve elbette sinemacılar geldi.
İzliyor musunuz bilmiyorum, Digiturk’ün paralı kanallarında oynayan bir Amerikan dizisi Fringe’de konu tamamen buparalel evren meselesi üzerine bina edilmiş.
Tabii daha ziyade bizim dünyamız ve buna paralel, tıpa tıp aynı insanların yaşadığı bir başka dünya daha var. Bu ikidünya bir biçimde birbirinden haberdar oluyor ve savaşa girişiyor.
Tabii yaratıcının yaratma özgürlüğüne diyecek bir lafım yok ama bir hikayeyi oluştururken fizik biliminden yardımalmak ama sonra o bilimi terk edip kafaya göre takılmak benim pek hoşuma giden bir şey değil.
Paralel evren teorisi varlığını ‘kuvantum dolanıklığı’ (quantum entanglement) denen şeyden alıyor. Dolanıklık,buradaki bir parçacığın bir ikizinin olması ve buradaki parçacık ne yaparsa çok uzakta da olsa o ikizin aynı şeyiyapması anlamına geliyor. (Einstein buna ‘Uzak mesafeden tuhaf hareket’ adını takmıştı.)

* * *

Eğer fizik öyle diyorsa bana göre dizide de öyle olmalı. Bu dünyada bir çocuk doğuyorsa ötekisinde de doğmalı.
Ama hayır, tam olarak öyle değil. Çünkü aslında bu evrene paralel tek bir evren olması saçma en başta. Çünkü‘dolanıklık’ parçacık düzeyindeki bir şey. Sayısını sayamayacağımız kadar çok parçacık varsa, sayısını sayamayacağımız kadar çok paralel evren olmalı. Ve her an bu evrenlerin sayısı sonsuz çarpı sonsuz kere artıyorolmalı. Çünkü parçacık hareket halinde.
Yani, olasılık teorisiyle bakacak olursak, zaten şu an bile sayısı sonsuz kere sonsuz kadar artan bütün bu evrenlerin içinde bizimkine benzer bir evren, bir dünya, bizimki gibi ‘akıllı’ hayatlar bulunma ihtimali elbette var amabizim bunca fazla seçenek arasından gidip tam da bizimkinin paraleli dünyayı bulma ihtimalimiz oldukça düşük. Çünkü samanlıkta iğne aramak bile daha kolay.
Bunları yazıyorum ama bu yazdıklarım benim her hafta Fringe’i zevkle seyretmeme de engel değil.

Bu kez Amerikalılar  ‘Tanrı Parçacığı’na  yaklaştı…

FARKINDA değildim, meğer ‘Tanrı parçacığı’ adı verilen ‘Higgs Bosonu’nu bulma konusunda Avrupa’daki CERN ileAmerika’daki Fermi Lab. arasında bir yarış varmış.
CERN’deki ‘Büyük Hadron Çarpıştırıcı’nın bir hayli küçük bir versiyonu Chicago Üniversitesi bünyesindeki FermiLab’de var. Hatta Fermi Lab’deki dünyanın ilk çarpıştıcısı aslında.
Ve geçen gün Fermi Lab’den yapılan açıklamada, buradaki çarpıştırmalar sırasında bugüne kadar hiç gözlenmemiş olan ama teorik olarak aynen Higgs Bosonu gibi varlığı varsayılan yeni bir parçacığın gözlendiği bildirildi.
‘Xi-Sub-B Baryon’ isimli bir teorik parçacığın deneyle gözlenmesi, elbette ‘Tanrı Parçacığı’nın da gözleneceğiumutlarını arttırdı; çünkü iki parçacık aynı teorik temelin parçaları. Daha doğrusu aynı teori iki parçacığı davarsayıyor; şimdi onlardan biri gözlendiğine göre diğerinin de gözlenmesi an meselesi olabilir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/18324379.asp

Şarkı söyleyerek kurşun saçtı

24 Tem

Utoya Adası’ndaki katliamın görgü tanıklarının ortak ifadesi şu yönde:

şçi Partisi gençlik kollarının her yıl düzenlediği kampın bu yılki ayağı için adaya gelen 14-19 yaş arası 560 genç, önceki gün yemek sırasında beklerken, polis üniformalı, sarışın, uzun boylu bir kişi geldi. Bir grup genç, “Oslo’da bir saldırı oldu, güvenlik önlemlerini anlatmaya geldim” diyerek kendilerini yanına çağıran ve sonradan Breivik olduğu anlaşılan bu kişinin yanına gitti. Saldırgan bu sırada çevreye ateş açmaya başladı. Dehşet anlarıyla ilgili bazı ifadeler şöyle:

Nicoline Bjerge Schie: Saldırgan şarkılar söyleyerek etrafa rastgele ateş ediyordu. Bir kayanın arkasında saklanarak kurtuldum.

Prableen Kaur: Cesetlerin arasında ölü taklidi yaparak hayatta kaldım. Saldırgan “Hepinizi öldüreceğim” diye bağırıyordu.

Adrian Pracon: Adadaki manzara bir Nazi filmi gibiydi. 10 metre ötemde, suya düşenlere bile ateş açtı. Elinde M16 vardı. Bizi öldüreceğini haykırıyordu. Omzumdan vuruldum. İki metre kadar yakınıma gelmişti. Nefesini duyabiliyordum. Otomatik silahın sıcaklığını hissedebiliyordum. Canlı olanları kontrol etmek için tekmeledi. Beni es geçti.

http://www.hurriyet.com.tr/planet/18325177.asp

Hıristiyan terörü

24 Tem

ÖLÜ SAYISI EN AZ 92: Norveç, önce başkent Oslo’nun kamu binalarıyla dolu merkezini vuran bomba, ardından Utoya Adası’nda düzenlenen silahlı saldırının yaralarını sarıyor. En az 92 kişinin öldüğü çifte saldırıya imza atan teröristin, “Hıristiyan bir köktendinci” olduğu polis tarafından açıklandı. Zanlı polisle işbirliği yapıyor.

Hıristiyan terörü

ÖZEL TİM GEMİ BEKLEMİŞ: Saldırı aydınlandıkça Norveç polisinin yetersizliği konusunda eleştiriler arttı. Zira “sarışın teröristin” Utoya’daki gençlik kampında özel tim gelinceye kadar 1,5 saat boyunca silahıyla dehşet saçtığı, bu sırada özel timlerin adaya ulaşabilmek için “gemi aradığı” ortaya çıktı. Breivik ilk ifadesinde iki olayı da üstlendi.

NORVEÇ’İN 11 EYLÜL’Ü

NORVEÇ’i terörizm dehşetiyle tanıştıran çifte saldırının detayları, bir numaralı zanlı Anders Behring Breivik’in (32) sorgusuyla aydınlanıyor. Breivik’in gübreyle yaptığı bombayı bir pikap panevana yükleyip Oslo’nun en merkezi caddesine önceki gün yerel saatle 15.26’da patlattıktan sonra otomobiline atlayıp, Utoya Adası’na feribotla gittiği öğrenildi. Adadan ilk silah sesleri 16.50’de duyuldu. Breivik, özel timlere teslim olduğu 18.35’e kadar adada katliam yaptı. Breivik’e bu kadar geç müdahale edilememesinin nedeni ise, “özel timlerin adaya ulaşmalarını sağlayacak bir tekne bulamaması” olarak açıklandı. İlk silah sesinden 40 dakika sonra ihbarı alan özel tim 25 dakikada olay yerine en yakın karaya ulaştı ama 20 dakika boyunca adaya çıkmalarını sağlayacak bir gemi bulamadı. Nihayet adaya çıkabildiklerinde ise Breivik 85 genci öldürmüştü. Breivik, time direnmeden teslim oldu, ilk sorgusunda da iki saldırıdan da sorumlu olduğunu kabul etti. Emniyet Müdür Yardımcısı Roger Andresen, zanlıyı, “Hıristiyan köktenci” olarak niteledirdi. Saldırgan hakkında şu bilgilere ulaşıldı.

İYİ EĞİTİMLİ ÇİFTÇİ: İyi eğitimli. Bekar ve çocuğu yok. İkametgâhı, geçen aya kadar annesinin Oslo’nun batısındaki evine işaret ediyordu. Ancak geçen ay adresini Oslo’nun kuzeyindeki Rena’da organik tarım yapan küçük bir çiftliğe aldırdı. Hisse alıp satarak ve organik tarım yaparak geçimini sağlıyordu. Çiftçilikten pek para kazanamadı. Çiftçiliği bomba yapabilmek için paravan olarak kullanmış olabilir.

TWITTER’DA SON MESAJ: Katliamdan sadece 5 gün önce sosyal ağ Twitter’da hesap açmış. Yazdığı ilk ve tek mesajında, 19. yüzyılın İngiliz filozofu John Stuart Mill’in “Özgürlük Üzerine” adlı eserinden şu alıntıyı yapıyor: “İnançlı bir insanın gücü, sadece çıkarları peşinde koşan 100 bin kişininkine denktir.”

MÜSLÜMAN KARŞITI: Aşırı sağcı, Nazi, Müslüman karşıtı, Hıristiyan fanatizmi yanlısı birçok sitede yazıları yer alıyor. Facebook’ta kendisini “Hıristiyan” http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=13998468ve “muhafazakâr” olarak tanımlamış. Bir başka sitede, “Bugün siyaset sosyalizme karşı kapitalizm değil, milliyetçiliğe karşı uluslarararasıcılıktır” diye yazmış.

SARIŞIN, MAVİ GÖZLÜ, UZUN BOYLU… İŞTE O ZANLI

Adı: Anders Behring Breivik
Yaşı: 32
Medeni hali: Bekar, çocuksuz
Eğitim Durumu: Oslo Ticaret Okulu mezunu, borsa uzmanı.
Siyasi eğilimi: Hıristiyan aşırı sağ
Siyasi partisi: Birkaç yıl öncesine kadar liberal “İlerici Parti” üyesiydi. Görüşleri aşırılaşınca ayrıldı.
Hobileri: Avcılık, “Modern Warfare 2” gibi savaş oyunları. Ayrıca seri katil dizisi “Dexter” hayranı. Kafka ve Orwell romanları okuyor.

NORVEÇ’TE GENÇLİK KAMPINA SALDIRI / FOTO GALERİ

OLAY YERİNDEN GÖRÜNTÜLER / WEB TV

6 ton gübre almış

Norveç polisi, Breivik’in hem evine, hem de işletmesini üstlendiği çiftliklere baskınlar düzenledi. Saldırganın, Biofarm adlı şirketinin adına kayıtlı olan ve Oslo’nun kuzeyinde bulunan Asta’daki çiftliğinde bombayı bizzat hazırladığı sanılıyor. 4 Mayıs’ta 6 ton gübre satın aldığı tespit edilen Breivik’in, bomba yapımında kullanılan amonyun nitratı bu sayede tedarik ettiği bildirildi.

Başbakan: O ada benim cennetimdi

STOLTENBERG SALDIRININ YAŞANDIĞI YERİ ZİYARET ETTİ / FOTO GALERİ

İki saldırıdan da kılpayı kurtulan Başbakan Jens Stoltenberg, katliamla kana bulanan adada çocukken sık sık kamp yaptığını söyledi. Saldırı olmasa, adada patlayıcı bulunan noktada dün gençlere konuşma yapması planlanan Stoltenber, “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bu boyutta bir suç bizi vurmamıştı. O ada cennetimdi, cehenneme döndü. Bu ulusal bir trajedi. Tüm Norveç’in mesajı şudur: Bizi yok edemeyeceksiniz. Daha fazla demokrasi ve insaniyetle intikam alacağız” dedi.

Norveç polisi çuvalladı

DÜNYA BİR UZMANA KANDI / ANALİZ

Norveç polisi, bir tabanca ve iki tüfek satın alan; bomba malzemeleriyle aylarca bir kimyager gibi çalışan Breivik’i yakalayamadığı için eleştirilerin hedefi oldu. Özel timleri adaya saldırıdan yarım saat sonra çıkarabilen polisin, “aşırı sağa değil İslamcı teröristlere odaklandığı için” başarısız olduğu bildirildi. Bu özeleştiri, Norveç emniyetinin WikiLeaks’e sızan bu yılki istihbarat raporunda yer alıyor. Norveç polisinin zor durumda olduğunu gören Europol, aşırı sağcı terör uzmanlarından oluşan 50 kişilik bir ekibi Oslo’ya gönderme kararı aldı.

http://www.hurriyet.com.tr/planet/18325172.asp

Uzayda büyük keşif

24 Tem

İki astronomi ekibi, evrenin bugüne kadar keşfedilmiş en büyük ve dünyaya en uzak su kütlesini ortaya çıkardı.

12 milyar ışık yılı mesafede

Dünyadan 12 milyar ışık yılı mesafedeki bu su kütlesi, dünya okyanuslarının içerdiği toplam su kütlesinin 140 trilyon katı büyüklüğe sahip. Buhar halindeki su kütlesi, kuasar olarak adlandırılan ve ortasında, çevresindeki maddeyi yutan büyük bir kara delik bulunan gök cismini sarıyor.

NASA’nın Kaliforniya’daki laboratuvarından Matt Bradford, kuasar çevresindeki ortamın oldukça özgün bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu yapının “devasa büyüklükte su ortaya çıkardığını” belirtti.

Keşfi yapan ekiplerden birinin başkanı olan Bradford, “yeni keşif bir kez daha gösterdi ki su, evrende oldukça yaygın ve hatta evrenin en erken zamanlarından beri var” dedi. Bu ekibin bulguları, Astrophysical Journal Letters’da yayımlandı.

Kuasarlar, çevresini bir disk şeklinde saran gaz ve toz kümesini emen devasa bir karadeliğe sahip gök cisimleri. Kuasarın karadeliği, bu tüketiminin sonucunda diskin ortasından her iki yöne doğru müthiş bir enerji fışkırtıyor. Su kütlesinin bulunduğu bu kuasarın kara deliği Güneş’ten 20 milyar kat daha yoğun ve Güneş’ten, “Bin trilyon kat” enerjiye sahip.

Bu kadar uzakta ve evrenin erken dönemlerinde var olan su kütlesi ilk kez keşfediliyor. Güneş Sistemi’nin dahil olduğu Samanyolu Galaksisi’nde de su buharı bulunuyor ancak galaksimizdeki su kütlesinin çoğu buz halde bulunuyor. Samanyolu’ndaki su kütlesi, bu kuasarda bulunandan 4000 kat daha az. Bunun nedeni de suyun, Samanyolu’nda daha çok buz formunda olması.

Kuasardaki su buharı, gök cisminin karadelik etrafında dönen gaz kütlesinin içerisine dağılmış durumda. Bu gaz bölge, yüzlerce ışık yılı genişliğinde (1 ışık yılı, yaklaşık 6 trilyon mil). Kuasardaki su buharı ile, karbonmonoksit gibi diğer moleküllerin ölçümleri, çevreleyen gazın yoğunlaşarak yıldızlar oluşturuyor olabileceğini gösteriyor. Ölçümler, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nün Hawai’deki teleskobu kullanılarak, Bradford’un ekibince 2008′den beri yapılıyor. Kuasar üzerinde çalışan ikinci ekip ise, Alpler’deki Caltech Submillimeter Gözlemevi başkan yardımcısı, fizikçi Dariusz Lis başkanlığındaki bir ekip. Bu ekip de kuasardaki ilk su buharı gözlemini 2010′da yaptı.

http://www.stargazete.com/dunya/12-milyar-isik-yili-mesafede-haber-369031.htm

“Filistin davası Türkiye’nin davasıdır”

23 Tem

Başbakan Erdoğan, İstanbul Conrad Otel’de düzenlenen Filistin Büyükelçiler Konferansı’nın açılışında konuştu. Erdoğan Filistinliler’e, “Bir kardeşiniz olarak söylüyorum, kardeşler arasında rekabet olmaz, helalleşme olur” dedi.

Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul- İşte Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından satır başları:

-İsrail özür dilemedikçe iki ülke arasındaki ilişkiler düzelmez. Çocuklara ilaç, oyuncak götüren bir gemi dolusu merhamet elçisine nasıl kurşun sıkıyor.

-Adaletten, hak ve özgürlüklerden yana olan her insanın davasıdır. Filistin davası Türkiye’nin davasıdır. Filistinli kardeşlerimizin bütün dertleri bizim dertlerimizdir.

-Aradan geçen sürede ara sıra barış ışığı yansa da her defasında bu ışığı karartan bir sabotaj mutlaka vuku bulmuştur

-Uluslararası sistemin belirli devletlere suç işleme ayrıcalığı sağlamak suretiyle insanlığın meselelerine çözüm bulamayacağı aşikardır.

-İsrail, sadece İsrail-Filistin meselesi için değil uluslararası barışın önünde engel olmaya devam edecek.

“Artık yeter”

-Anayasal demokrasinin bir seçenek değil, İsrail’in güvenlik gerekçesiyle Filistin halkını kendi demokratik devletini kurmaktan alıkoyması izah edilemez. Artık yeter. Kadın ve çocuklar insanlık dışı muameleye maruz kalmaktan bıkmıştır

-Tek istedikleri barış bu halkın. Yegane arzuları huzur ve sukunet. Akdeniz havzası ve Ortadoğu’daki gelişmeler bizi doğrudan ilgilendiriyor

Norveç’e bassağlığı

-Biz terörle mücadele ediyoruz. Norveç’te ir terör orada da tüm iyi niyetlerine rağmen rakamın 80 olduğunu duydum. Terör 80 can aldı. Bunun nereye gideceği belli değil. Norveç halkına başsağlığı diliyoruz

“Bütün gücümüzle katkı veriyoruz”  

-Bölgedeki gelişmelerin asla ayırıcı mecralara çekilmemesi gerekiyor. Etnik, mezhebi ve dini ayrılıkların ortaya çıkması adalet duygusuna aykırıdır.

-Kardeşlerimizin kanı akıtılmaya devam ediyor. Şiddete derhal son verilmelidir. Halkların meşru talepleri ivedilikle karşılanmalıdır.

-Ortadoğu’nun gerilim ortamından çıkması için bütün gücümüzle katkı veriyoruz

-Bölgenin köklü meselelerine çözüm bulunması asla belirli ülkelerin tek başına üstesinden gelebileceği bir durum değildir.

-AK Parti hükümeti olarak 9 yıldır her platformda bölgesel işbirliği için verdiğimiz mücadelenin Filistinli kardeşlerim tarafından bilindiğini biliyorum. İsrail-Filistin meselesi dünyaya kasıtlı olarak Filistin meselesi olarak lanse edildi.

-Filistin sorununun çözümü için Kudüs’ün statüsünün ve çok kültürlü sosyal dokusunun muhafaza edilmesi gerekir. Kudüs bugünkü eziyetten kurtulmadığı sürece Ortadoğu’da gerçek anlamda huzur ve istikrar inşa edilemez.

-Filistinlilerin evlerinden çıkarmaları ve yerleşimciler tarafından şiddete maruz kalmaları, Kudüs’teki Filistin kurumlarının işleyişine izin verilmemesi asla kabul edilebilir değil

-İsrail’in Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğunu kabul etmeli. Taraflar birbirlerinin haklarına saygı duymalı.

“Bütün insanlık biliyor, gerisi yalan

-Türkiye Filistin davasını her zaman kendi davası olarak görmüş ve sahip çıkmıştır. Gazze bugün insanlığın yürek yarası olmuştur. Mızrak çuvala sığmıyor

-Gazze’deki zulmün boyutlarını bütün insanlık biliyor, gerisi yalan. Hukuk dışı ablukanın bir an evvel kaldırılarak Gazze halkının ihtiyaç duyduğu ürünlerin girişine izin verilmeli

“Sızlanmayan vicdan, vizdan değildir”

-Hala Gazze için ablukayı kaldırın demek zorunda kalmak ne büyük bir trajedi.Gazze’deki trajedi için sızlamayan vicdan artık vicdan değildir.

“Rekabet olmaz helalleşme olur

-Her akıl sahibinin kabul etmesi gereken bir gerçek var.Kadın, çocukların, sivillerin katledilmesinden daha acı bir gerçek yoktur

-Son dönemde Yunanistan bile böyle bir yola çıkan gemilere engel oldu.

-Başta BM ve ABD olmak üzere uluslar arası çevreler İsrail’in tek taraflı girişimlerine prim vermeye devam ederse bu suçun bir faili olarak anılmaktan kurtulamazlar

-İsrail-Filistin meselesinin çözümü konusunda yaptığımız çağrıların daha çok ses getirmesi için Filistinlilerin kendi içinde birlik olması gerekir. Tarihe geçmenin yolu da birliği tesis etmektedir

-Filistinliler kendi içinde bölündükçe ne Filistin’in ne de Türkiye gibi ülkelerin çağrıları yeterince rağbet görmeyecek. Bize diyorlar ki ‘’Filistinlerin bile kendi içinde beraberliği yok. Siz neden uğraşıyorsunuz?’’

-Bir kardeşiniz olarak söylüyorum, kardeşler arasında rekabet olmaz. Kardeşler arasında helalleşme olur. Siz bir araya geldiniz ya birileri çılgına döndü.

-Sizin birleşmeniz onları asıl ürküten nokta. Onun halledilmesi lazım.

“Asla yalnız değilsiniz

-Türkiye Filistin’de uzlaşı hükümetinin kurulması için gerekli çabayı gösterecek. Kardeş kanının dökülmesine artık kimsenin tahammülü yok.

-Filistinlilerle ikili ilişkilerimizin gelişmesini destekliyoruz.İşadamlarımızı Filistin’de yatırım yapmaları yönünde teşvik etmeyi sürdürüyoruz.

-Filistinli kardeşlerimize ekonomik destek vermeye çalışıyoruz. İsterim ki bu hissiyatımız bütün dünya dillerine tercüme edilsin. Biz merhamet ve sevgi medeniyetinin çocuklarıyız

-Mücadelenizde asla yalnız değilsiniz ve asla da yalnız olmayacaksınız. Bir Filistin vardı, bir Filistin var ve bir Filistin gene olacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan daha sonra Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüştü.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=263472&kw=%22Filistin+davas%FD+T%FCrkiye’nin+davas%FDd%FDr%22

Mehmet Ağar’dan Aziz Yıldırım’a rica: Uğur Dündar’ı uyar!

23 Tem

 Eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın Savcı Mehmet Berk’in yürüttüğü şike soruşturmasına yansıyan telefon görüşmelerine Aziz Yıldırım’dan gazeteci Uğur Dündar’ı “ikaz etmesini” istediği iddiası da yansıdı.

Ağar'dan Aziz Yıldırım'a Uğur Dündar ricası!Taraf gazetesinde yer alan habere göre, Ağar’ın, Yıldırım’dan böyle bir talepte bulunmasının nedeni iseSusurluk olayının kilit isimlerinden Ayhan Çarkın’ın, 21 Mart 2011 günü Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Arena programında Mehmet Ağar’ı hedef alan açıklamaları. Çarkın, Arena programında bin kişiyi öldürdüğünü söylemiş ve cinayetlerle ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’i suçlamıştı. Çarkın, programda, işlenen cinayetleri anlatırken “düz ovada siyaset yapan Mehmet Ağar nerede” diye sormuştu.

Çarkın’ın bu açıklamalarından rahatsız olan Ağar, Yıldırım’ı arayıp, Dündar’ı “ikaz” etmesini istemiş. İstanbul’da olmadığı için Çarkın’ın açıklamalarından birkaç gün sonra haberdar olan Mehmet Ağar, Arena programından birkaç gün sonra Aziz Yıldırım’ı aramış. İkili arasında geçen görüşmede Ağar, isim vermeden Dündar’dan, “Uzun boylu, sarışın mavi gözlü arkadaş” olarak bahsediyor ve televizyon ve gazetelere sık sık açıklama yapan Ayhan Çarkın’ı ise “Son geveze puşt” olarak tarif ediyor.

Savcılık soruşturma dosyasında yer alan ve Savcı Berk’in federasyona gönderdiği klasörler arasındaki telefon dökümlerindeki görüşmenin o bölümü ise şöyle:

Mehmet Ağar: Yemekteki ortak arkadaş var ya (Uğur Dündar’dan bahsediliyor) o biraz televizyonlarda böyle bir bizle ilgili onu da bir ufak ikaz etsen iyi olur.

Aziz Yıldırım: Hangisi?

Mehmet Ağar: Uzun boylu sarışın, mavi gözlü arkadaş. Bu son geveze puştla ilgili, yani bir iki şey olmuş ben yoktum burada. Bizi dışında tutsa iyi olur o işten.”

Yıldırım’dan bu istekte bulunan Mehmet Ağar, konuşmanın devamında Adnan Polat’ın kendisinden kongreye gelmesini rica ettiğini ve Galatasaray kongresine katılacağını söylüyor; “Yarın kongre var ona gideceğim. Adnan aradı rica etti.”

Uğur Dündar: Yıldırım’dan hiçbir telkin almadım

Konuyla ilgili Taraf’a açıklama yapan Uğur Dündar, Aziz Yıldırım’ın kendisini konuyla ilgili aramadığını söyledi. Dündar “Aziz Bey, ne yönetici olduğum dönemde ne de daha sonra benim gazetecilik faaliyetimle ilgili ne mesaj, ne telkin ne de en ufak bir imada bulunmadı. Kimse böyle bir şeye cesaret edemez. Bu görüşmenin yapıldığı tarihten sonra da Susurluk süreciyle ilgili iki program daha yaptım. Çarkın’ın ifadesinden sonra, faili meçhule kurban giden Mustafa Erdoğan cinayetini yaptık. Susurluk çetesinin öldürdüğü iddiasını gündeme getirdik. Programda bu kişilerin tetikçi olduğunu, asıl azmettiricilere bakılmasını söyledik. Bunu Star Anahaber’de de kullandık. Arena’nın sezon finalinde de Tarık Ümit dosyasını gündeme getirdik. Ümit’in amcası Cemalettin Ümit’i konuşturduk.”

Lenin ve Orhan Pamuk’tan alıntı yaptı

23 Tem

Lenin ve Orhan Pamuk'tan alıntı yaptıCHP Gençlik Kolları’nın 1. Gençlik Sempozyumu, parti genel merkezinde yapıldı. Sempozyumda açılış konuşmasını yapan Kılıçdaroğlu, ‘Benim umudum sizlersiniz’ diyerek szölerine başlarken, konuşmasında Lenin ve Orhan Pamuk’tan alıntılar yaptı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun Türkiye’nin temel sorunlarından birisi olduğunu belirterek “Eğer bir sorun 30-35 yıldır çözülemiyorsa siyaset kurumu görevin yapmadığından çözülemiyordur. O kadar mücadelenin sonunda şimdi 1990’ların başına dönüyorsak demek ki siyaset kurumu görevini yapmıyor” dedi.

Sempozyum öncesi salondaki CHP’li gençler Gençlik Marşı ile evrensel devrimci marşı Çav Bella’yı söylediler. Sempozyuma, AKP Gençlik Kolları MYK Üyesi Uğur Avşar ve AKPGençlik Kolları Üniversite Komisyonu Üyesi Müjde Sefer de katıldı. AKP Gençlik Kolları üyeleri, isimleri anons edildikten sonra salondaki CHP’li gençler tarafından alkışlandı.Kılıçdaroğlu salona girdiğinde CHP’li gençler “Devrimci Kemal”, “Gençlik seninle, durma ilerle” sloganları attılar. Sempozyumun açılışı sırasında yapılan saygı duruşunda bazı gençlerin sol yumruklarını havaya kaldırdıkları görüldü.

“CHP GENÇLİĞİ DEVRİMCİDİR, MİLLİYETÇİDİR”
Sempozyumun açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye “Gençliğin umudu Kılıçdaroğlu” sloganları arasında gelen Kılıçdaroğlu sözlerine “Benim umudum da sizlersiniz” diyerek başladı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’yi gençlere emanet ettiğini kaydedenKılıçdaroğlu, “CHP gençliği olmak kolay değil. Çünkü özünüzde ve ruhunuzda Mustafa Kemal’in devrimci kişiliğini yaşatmak durumundasınız. Milliyetçi olmak durumundasınız, halkçı olmak durumundasınız. Altı okumuz sizin felsefenizdir, bizim felsefemizdir, bu toplumun felsefesidir. İşçinin de felsefesidir, sanayicinin de, köylünün de, çöpten kağıt toplayan yurttaşın da. Ortak felsefeyle gidiyoruz, bu ortak felsefeyi toplumun her kesimine anlatmak durumundayız. İlk sözümüz de halk olacak, son sözümüz de halk olacak” diye konuştu.

“TOPLUMUN DEĞERLERİNE SAYGILI OLACAĞIZ”

Kılıçdaroğlu, gençlerin halka gitmesinin tek başına yeterli olmadığını, halkın sorunlarına çözüm önerilerini de anlatmaları gerektiğini vurgulayarak “Unutmamamız gereken bir şey var, toplumun değer yargılarına her zaman ama her zaman saygı duyacağız” dedi. Halkın sorunlarını sabırla dinlemeleri gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Sabırla dinleyeceğiz ki onun sesine ne kadar kulak verdiğimizi o da kavrayabilsin. Biz onun sesine, onun sazına kulak vereceğiz. Belki ilk aşamada başarılı olmayabiliriz, ama unutmayın Anadolu’da güzel bir söz var. İnat da bir murattır. İnatla direneceğiz, kararlılıkla söyleyeceğiz. Çünkü ne dedik; ilk sözümüz de halk olacak son sözümüz de halk olacak” dedi.

“CHP GENÇLİĞİ STATÜKOYA KARŞI MÜCADELE EDER”

CHP gençliğinin devrimci ve milliyetçi olmasının yanı sıra direnen bir gençlik olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, “CHP gençliği statükoya karşı mücadele eden, direnen bir gençliktir. Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, kadın erkek eşitliğine, insan haklarına inanan bir gençliktir. Bunlar bizim vazgeçemediğimiz konulardır. Bunlar için mücadele etmek, hak aramak CHP gençliğinin olmazsa olmazlarıdır” diye konuştu.

“ASKERLERİMİZİN CAMİLERDE YATMASININ ANLAMINI BİLMEYENLERE ANLATACAĞIZ”

Kılıçdaroğlu, bunları yapmanın yolunun eğitimden geçtiğini, eğitimin özünün de tarihi bilmek olduğunu dile getirirken Başbakan RecepTayyip Erdoğan’ın “CHP döneminde camiler ahır yapıldı” sözlerine üstü kapalı olarak yanıt vererek “Tarihimizi, geçmişimizi bileceğiz. Ulusal bağımsızlık savaşını hangi koşullarda verdiğimizi bileceğiz. Askerlerimizin şehit olmadan önce camilerde gelip yatmasın anlamını bilmeyenlere, bunları nasıl çarpıtanlara bunları anlatacağız” dedi.

“12 EYLÜL FAŞİZMİ DEVRİMCİLERİN ÜZERİNDEN SİLİNDİR GİBİ GEÇTİ”

Kılıçdaroğlu, geçmişte siyasete giren gençlere ağır bedeller ödetildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “12 Eylül faşizmi, solun, devrimcilerin, halkçıların, demokratların, hukukun üstülüğüne inananların üzerinden de bir silindir gibi geçti. Gencecik fidanlarımızı darağaçlarında yitirdik. Ama unutmamamız gereken bir şey var, inat da bir murattır. Bizi siyasetten yani ülke yönetiminden alıkoymak isteyenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşmamalıdırlar” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, ülke üzerinde söz sahibi olmak isteyenlerin siyasete girmesi gerektiğini, siyasetin de bir maraton koşusuna benzediğini anlattı ve gençlerden kararlı olmasını istedi. Kılıçdaroğlu, “Birileri size düşüncenizi söylediğinde ‘senin üzerine vazife mi?’ diyecektir, ‘Evet’ diyeceksiniz, ‘Çünkü bu ülkeyi Mustafa Kemal bana emanet etti. Benim üzerime vazifedir’ diyeceksiniz” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU’NDAN LENİN’E ATIF

Ekim Devrimi önderi ve Sovyetler Birliği’nin kurucusu Lenin’in “Organize olmuş azınlıklar organize olmamış yığınlara hükmeder” sözlerini aktaran Kılıçdaroğlu, bu sözün örgütlenmenin önemini gösterdiğini belirterek “Örgütlenirseniz, gücünüzü birleştirirseniz, kararlılıkla yolunuza devam ederseniz sağlıklı bir yönetim oluşturursunuz. Ama örgütlenmezseniz, toplumun sorunlarını çözmede yetkin olan biziz demezseniz o zaman birileri gelir sizi yönetir. Örgütleneceksiniz, bir araya geleceksiniz, gücünüze güç katacaksınız” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU ORHAN PAMUK’UN DA SÖZLERİNİ AKTARDI

CHP gençliğinin üretimden, emekten ve alınterinden yana olduğunu, alınterinin sadece kol gücü değil, düşünerek de kim emek harcıyorsa ona saygı duymaları gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Tüketimin kölesi olmayacağız. Üreteceğiz, hakça bölüşeceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un ödülünü almadan önce yaptığı Babamın Bavulu başlıklı konuşmasından “Bana gerçekliğe müdahale etme şansı verdiği için yazıyorum” sözlerini de aktaran Kılıçdaroğlu, “Siyaset budur. Hayatın gerçeklerini görüyorsunuz. Gerçeklerin ne kadar acımasız olduğunu görüyorsunuz. Ama o gerçeğe müdahale etmenin en sağlıklı yollarından birisi siyasettir. Çocuklar açlıktan ölüyorsa bu bir gerçek ama o gerçeğe en iyi müdahale etme yolu siyasettir” diye konuştu.

“KÜRT SORUNUNDA 1990’LARIN BAŞINA GELDİYSEK SİYASET KURUMU GÖREVİNİ YAPMIYOR”

Kılıçdaroğlu, gençlere “Kimsenin adamı olmayın, unutmayın ilkelerin adamı olun” öğüdünde bulunurken “Bunu yaparsanız ilkelerinizi yüceltirsiniz, göreceksiniz ki halk size ilkelerin damı olduğu için saygı duyacaktır” dedi.

“Terör sorunu Türkiye’nin teme sorunlarından birisidir. Kürt sorunu Türkiye’nin temel sorunlarından birisidir” diyen Kılıçdaroğlu, bu sorunu çözmek için bugüne kadar en sağlıklı raporları CHP’nin hazırladığını söyledi. CHP’nin bu sorunun çözümüne katkı veren tek parti olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eğer bir sorun 30-35 yıldır çözülemiyorsa siyaset kurumu görevini yapmadığından çözülemiyordur. O kadar mücadelenin sonunda şimdi 1990’ların başına dönüyorsak demek ki siyaset kurumu görevini yapmıyor. Sorunun çözüm adresininCHP olduğunu her yerde söyleyin. Kürt sorununda da işsizlikte de ekonomik krizde de aydınların, medyanın sorunlarında da çözümün adresi CHP’dir” diye konuştu.

“HÜKÜMET’TEN EKONOMİYLE İLGİLİ ÇELİŞKİLİ AÇIKLAMALAR GELİYOR”

Kılıçdaroğlu, 26 Haziran’da Başbakan Erdoğan’ın Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde ekonomik krizle ilgili olarak “Arkadaşlar geçin bu işleri, Türkiye şu anda sağlam sezinde yürüyor krizle mrizle işimz yok” dediğini, 15 Temmuz’da ise Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın ilgili kurumlara üç ay önce her türlü kötü senaryoya hazır olmaları talimatı verdiğini açıkladığını anımsatarak “Açıkça Başbakan’ı yalanlıyor, sen yok diyorsun ama biz talimatı verdik diyor” dedi.

8 Temmuz’da Başbakan’ın dalgalı kur rejiminin süreceğini söylediği, 13 Temmuz ise Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın cari açığın problem olmasını TL’nin aşırı değerli olmasına bağlayarak kurların kontrol edilmesi gerektiğine işaret ettiğini anımsatarak “Hangisine inanacağız? Sayın Babacan’a, Sayın Başbakan’a mı yoksa Sayın Çağlayan’a mı?” diye sordu.

“DEMOKRASİ SORUNUMUZ VARSA BİR ALT BAŞLIĞI DA MEDYADIR”

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cari açığı sıkı para politikası uygulayarak çözeceklerini açıkladığını, 12 Temmuz’da Bakan Çağlayan’ın “Cari açık Türkiye için tehlike oluşturmuyor” dediğini anlatan Kılıçdaroğlu, “Bir Ekonomi Koordinasyon Kurulu var. Bunlar oturacaklar, tek bir söylemde anlaşacaklar ve halka anlatacaklar” dedi. Kılıçdaroğlu, benzer söylemlerin CHP’de olması durumunda “kıyametin kopartılacağını” söyleyen Kılıçdaroğlu, “Kim yapacak bunu; AKP medyası, yandaş medya” dedi.

Kılıçdaroğlu, CHP’li gençlerin medyayı takip ederken dikkatli olmaları gerektiğini ifade ederken “Halkın iktidarında bu medya sorununu da çözeceğiz, hiç endişeniz olmasın. Özgür, bağımsız, tarafsız, halka sağlıklı haber veren bir medyaya bu ülkenin ihtiyacı var. Demokrasi sorunumuz varsa bunun alt başlıklarından biri de medyanın bağımsız olmamasıdır, iktidarın kontrolüne girmiş olmasıdır” dedi.

“GENÇLER BİR ZAMANLAR ZAP SUYUNA KÖPRÜ KURDU”

Kılıçdaroğlu, CHP’li gençlerin sıcak, soğuk, fabrika, tarla, sokak, cadde, kent, kır delmeden her ortamda çalışmaları gerektiğini belirterek “Halktan önemli bir mesaj aldık, yolumuza devam edeceğiz ama halkla aramızdaki güven köprüsünü daha sağlıklı kuracağız. Unutmayın bu ülkenin gençleri bir zaman Zap suyunun üstüne köprü kurmuştur. Gençler o dönem devletin yapamadığını yaptılar. Biz şimdi siyasette belki de bizlerin yapamadığını sözlerin yapmasını isteyeceğiz” dedi.

Gençliği olmayan bir partinin geleceğinin olamayacağını söyleyen Kılıçdaroğlu, CHP’li gençlerin yeri geldiğinde kendilerini de eleştirme özgürlüğüne sahip olduklarını ifade ederken gençlerden dedikodu yapmamalarını, siyasete kilitlenmelerini istedi.

Kılıçdaroğlu, CHP hem bir çınar hem de filiz olduğunu, 80 yıllık mazisiyle görkemli bir çınar aynı zamanda her genç düşüncenin de bu çınarın bir filizi olduğunu söyledi.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18321502.asp?gid=381

Önce Müslümanız Batılılar bencil

23 Tem

ABD’li Pew’in araştırmasına göre, Türklerin yüzde 21’i kendisini “Önce Türk” olarak tanıtırken, yarısı “Önce Müslümanım” diyor

%21: Önce ‘Türküm’ diyor

%49: Önce ‘Müslümanım’ diyor

ABD’nin en saygın araştırma kuruluşlarından Pew’in 14 ülkede yaptığı anket, 11 Eylül saldırılarının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen, Müslümanlarla Batılılar arasındaki buzların hala erimediğini ortaya koydu. Türklerin yarısı kendini önce Müslüman olarak tanımlıyor, sadece yüzde 21 önce Türküm diyor. Bu oranlar ABD’de yüzde 46-46 eşit. Fransa’da ise yüzde 90 önce ‘Fransızım’ diyor. Anket için Türkiye’de de 21 Mart-12 Nisan tarihleri arasında bin kişiyle yüz yüze görüşmeler yapıldı. İşte sonuçlar:

Radikal İslam kaygısı

Türklerin yüzde 52’si İslami aşırılıkçılığın yayılmasından kaygılı. 2006’daki araştırmada bu oran yüzde 45’ti. Yüzde 37’ye göreyse böyle bir tehdit yok. Türklerin yüzde 43’ü ‘şiddet içerdiği için’ İslami aşırılıkçılıktan kaygı duyuyor. Yüzde 25 ‘özgürlükleri kısıtlayacağı için’, yüzde 22 ‘ülkeyi böleceği için’, yüzde 6 ise ‘ekonomiye zarar vereceği için’ kaygılı.

Hristiyanlara bakış

Araştırmaya göre, Türklerin yüzde 72’si Müslümanlara olumlu bakıyor. Beş yıl önceki araştırmada bu oran yüzde 88’di. Hristiyanlara olumlu bakan Türklerin oranı ise yüzde 16’dan yüzde 6’ya düştü. Bu araştırmadaki en düşük oran. Yahudilere olumlu bakanların oranı da beş yılda yüzde 11’lik kayıpla yüzde 4’e indi. ABD’de yüzde 57, İngiltere’de yüzde 64, Fransa’da yüzde 64, Almanya’da yüzde 45 Müslümanlara olumlu bakıyor. En olumsuz bakan ülke ise yüzde 19’la İsrail.

Batılılar açgözlü

Türklerin yüzde 66’sı Batılıları “şiddet yanlısı”, yüzde 64’ü “bencil”, yüzde 70’i “açgözlü”, yüzde 65’i “ahlaksız”, yüzde 64’ü “küstah” ve yüzde 54’ü “fanatik” olarak niteliyor.

En iyi yanları…

Türklere göre Batılıların en iyi yanları kadınlara saygılı olmaları (yüzde 30), dürüst olmaları (yüzde 19), hoşgörülü olmaları (yüzde 19) ve cömert olmaları (yüzde 15).

http://haber.gazetevatan.com/once-muslumaniz-batililar-bencil/390088/1/Gundem

Askerlere Yalan Makinesiyle İrtica Testi!

23 Tem
28 şabat,asker,yalan makinesi,tsk,genelkurmay28 Şubat sürecinde TSK’dan atılan askerlere ilişkin istihbarat raporları, emekli Albay Büyük’ün evinden çıktı. Bazı askerler yalan makinelerine oturtulurken, bazıları da evinde Kuran bulundurmakla suçlanmış.

Balyoz darbe planı davası tutuklu sanıklarından emekli Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde yapılan aramalardan 28 Şubat sürecinde irticacı oldukları iddiasıyla TSK’dan ihraç edilen askerlerle ilgili hazırlanan raporlar bulundu.

Bazı askerlerin yalan makinesi testine tabi tutuldukları, namaz kılan askeri personelin evlerine baskınlar yapıldığı, arkadaşlarına faizsiz borç veren subayın ‘irticacı’ diye damgalandığı, evlerde bulunan Kuran-ı Kerim’lerin bile irtica delili sayıldığı ortaya çıktı.

Gönüllü ‘irtica avcısı’ olmuşlar
Emekli Hava İstihbarat Albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirilen irtica takip raporlardan en dikkat çekeni, Astsubay Başçavuş İshak Yılmaz hakkında hazırlanmış olan rapordu.

Astsubay Mustafa Ergin’in ihbarı üzerine takibe alınan Başçavuş Yılmaz’a yöneltilen suçlamalar arasında “cemaat pikniklerine katılmak”, “irticadan atılan bir astsubayla görüşmek” de var. İrtica faaliyetler nedeni ile takibe alınan askerler ile pikniğe gitmekle suçlanan Astubay Başçavuş Yılmaz, komutanları tarafından yalan makinasına bağlanarak irticacı olup olmadığı konusunda sorgulanmış. Yılmaz’la ilgili raporda “Polygraph (yalan makinası) testinde kendisine yöneltilen 4 soruya doğru cevap vermediği için ihraç edilmesi” istenmiş. İrtica takip raporlarından birisi de Astsubay Osman Kaçmaz hakkında. Rahatsızlanan başörtülü eşini Etimesgut Askeri Hastanesi’ne götüren Kaçmaz’ı aynı anda hastanede olan Astsubay Bülent A., takibe almış. Uzun süre hastane içinde Kaçmaz’ı takip eden Bülent A. daha sonra personel dosyalarından ismini ve rütbesini tespit ettiği Osman Kaçmaz’ı ‘eşi türbanlı’ diye üstlerine bildirmiş. Bunun üzerine sorguya alınan Astsubay Kaçmaz “Atatürk ilkelerine bağlı olduğunu ancak İslam dinini ve inanç özgürlüğünü yaşamak istediğini, dinini yaşamak şeriatçılıksa evet şeriatçı olduğunu” söylemiş. Bunun üzerine Kaçmaz, TSK’dan ihraç edilmiş.

Eşin başını açsın seni atmayalım
Hakkında rapor hazırlanan bir başka isim ise Başçavuş Mehmet Çetin olmuş. Oturduğu evin sahibi “Süleymancı” olduğu için bu camiaya yakın olduğu iddiasıyla takibe alınan Çetin’in eşinin de böşörtülü olduğu belirlinmiş. Çetin, yapılan sorgusunda “eşinin başını açmasına karışmayacağını” söyleyince TSK’dan atılmış. Üsteğmen Ali Özden hakkında tutulan raporda ise Kanal 7 ve Samanyolu Tv seyrettiği, oruç tuttuğu ve eşi İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaptığı için takibe alınmış ve evinde arama yapılmış.

Yüzbaşı Mehmet İlhan’ın irticai olarak izlenmesinin nedeni ise eşinin başörtülü olması ve evine başörtülü sakallı kişilerin girmesi. İlhan’ın irticai personel arasında yer almasının nedenlerinden bir tanesi ise ailece sağ düşünceye mensup olması gösteriliyor. Yüzbaşı İlhan hakkında hazırlanan raporda eşinin evlendikten sonra başörtüsü takma konusunda fikrini sorduğu, İlhan’ın takıp takmama konusunda kendisinin karar vereceğini söylediği belirtildi. Hazırlanan Raporda Mehmet İlhan ile yapılan görüşmede eşinin ıyafetini değiştirmesi ve başını açmasının istendiği ancak İlhan’ın eşine bu konuda baskı yapamayacağını söylediği anlatıldı.

Türk Bayrağı asıyor, Kuran var
Hakan Büyük’ün evinden tutuklu sanık Orgeneral Bilgin Balanlı tarafından bir astsubay hakkında hazırlatıldığı iddia edilen Lahika da bulundu. Başçavuş Fahri Karakülah hakkında hazırlanan belgede, eşinin medeni kıyafet giymediği, kızının Anadolu İmam Hatip Lisesinde okuduğu, evinin camına Türk Bayrağı astığı, evinde yapılan aramalarda 1 adet Kuran-ı Kerim bulunduğu, telefon fihristinde aynı yerde çalıştığı irticai faaliyetleri nedeni ile takibe alınan bazı askerlerin telefonunun bulunduğu belirtilmiş ve ordudan atılması istenmiş.

ASTSUBAYA YÖNELTİLEN SUÇLAMA

Faizsiz borç veriyor dikkat irticacı olabilir
Başçavuş Mustafa Küçükgülüm hakkında hazırlanan rapor ise bu kadar da olmaz dedirtecek cinsten. Başçavuş Küçükgülüm’ün hakkındaki deliller ise “bazı askerlere faizsiz borç vermesi, kitap tavsiye etmesi, bir depoda namaz kılması, dini kitaplar satan bir dükkana girmesi, erkeklerin altın takmasına karşı olduğunu bir konuşmasında söylemesi, oruç tuttuğunu saklaması, evinde toplu namaz kılınması” şeklinde sıralandı. Eşi de takibe alınan Küçükgülüm’ün evi aranmış.

4 ASKERE BALYOZ SORGUSU

3 emekli albay ile 1 astsubay serbest
Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında dün 3’ü emekli albay 4 kişi daha ifade verdi. Gölcük Donanma Komutanlığı ve emekli Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde ele geçirilen yeni Balyoz belgeleriyle ilgili soruşturma kapsamında dün biri kadın 3 emekli albay ile bir muvazzaf astsubay Balyoz savcısı Hüseyin Ayar tarafından sorgulandı. 4 şüpheli serbest bırakıldı.

Star

http://www.aktifhaber.com/askerlere-yalan-makinesiyle-irtica-testi-471845h.htm

“Hiçbir tarikat F.Bahçe’ye giremez”

23 Tem

Fenerbahçe Yüksek Divan Başkanı Yüksel Günay, Fenerbahçe camiası içinde hiçbir İslam örgütünün yer alamayacağını söyledi.

Fenerbahçe Kulübü Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay, ”Hiçbir tarikat, İslam örgütü zemininde bir yapılanma bu kulübün içinde yapamaz” dedi.
Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleştirilen olağan Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda konuşan Günay, şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında yaşanan sıkıntılı süreçte ortaya atılan bazı iddialar ve yapılan yorumlara yanıt verdi.

Bu davanın siyasi bir ortama çekilmesine izin vermeyeceklerini anlatan Günay, ”Fenerbahçe Spor Kulübü Türkiye’nin en yaygın, en güçlü sivil toplum ve Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına çalışan bir spor kulübüdür. Hiçbir tarikat, İslam örgütü zemininde bir yapılanma bu kulübün içinde yapamaz” dedi.
Yüksel Günay’ın bu ifadeleri salonda büyük alkış aldı.

DİVAN KURULU’NDAN GÖRÜLMEMİŞ FOTOLAR BURADA! TIKLAYIN…

-”SAHİPSİZ DEĞİLİZ”-

Günay, günlerdir internet sitelerinde Fenerbahçe Spor Kulübü’ne çok şey yakıştırılmaya çalışıldığını iddia ederek, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na bağlı, Atatürk devrimlerine sadık, koruyan ve o düzende kalmaya kararlı 23 milyon kişilik bir topluluk olduklarını söyledi. Günay, ”Planlanan iddialar ve tehditlere maruz kalacak kadar sahipsiz değiliz. Kulüp olarak laik düzende, laik anlayışla, yalnız spor yapıyoruz. Bize kulübümüze, sponsor olan ulusal kuruluşlara ve sahiplerine yapılan yakıştırmalara da karşı olduğumuzu bildirmek benim Yüksek Divan Kurulu Başkanı olarak sizler adına görevimdir” diye konuştu.

Yönetim kurulunun mesaisine fazlasıyla devam ettiğini bildiren Günay, ”Ne ödenmeyen aylıklar, ne ödenmeyen senetler ne de ödenmeyen çekler var. Hiçbir şey yok. Fenerbahçe Spor Kulübü ayakta” sözleriyle de kulübün işleyişinin herhangi bir sekteye uğramadığını vurguladı.

Futbol takımının emeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Yüksel Günay, ”Sahada 18 gencimizin alın teri, yaptığı mücadeleyi göz ardı da edemeyiz. Orada bir emek sarf edildi ve orada başarı kazanıldı. Bunun bu şekilde gölgelenmesi insanların vicdanını sızlatması gerekir” ifadesini kullandı.

-”GURURUMUZLA OYNAYAMAZSINIZ”-

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün anayasa kapsamında her kuruluşa ve her kuruma saygıyla bağlı olduğunu anlatan Günay, konuşmasına şöyle devam etti:
”Ne Türkiye Cumhuriyeti yargısıyla, ne de cumhuriyetin polisiyle bir sorunumuz yoktur. Fenerbahçe Spor Kulübü bugüne dek iki Cumhurbaşkanı, iki Başbakan kulüp üyesi, 117 general ve amiral, 48 Bakan, 1168 milletvekili ve senatör, 27 vali, 1500′ün üzerinde yargı mensubu, 71 adet birinci sınıf emniyet müdürü, 21 adet büyükelçi çıkarmış bir kulüptür. Böyle bir kulübe böyle bir anlayışla suç isnat ediliyor. Bu yapıya sahip ve yalnız spor yapan bir sivil toplum örgütü paketleyemezsiniz, incitemezsiniz, rencide edemezsiniz, gururumuzla oynayamazsınız.”

Günay, tek isteklerinin, Anayasa’da teminat hükmü olan insan haklarına yakışan şekilde adil yargılanmak ve anayasanın temel hükmü olan serbest irade insan haklarından faydalanmak olduğunu belirterek, ”Bunları elimizden almak mümkün değil. Adalete saygımız güvenimiz tam. Ama geç gelen adalet de adalet olmaz” dedi.

-SHAKHTAR DONETSK MAÇINDAKİ OLAYLAR-

Shakhtar Donetsk ile yapılan hazırlık maçında yaşananların masumane karşılanmasını isteyen Günay, şöyle devam etti:
”Hazırlık maçında taraftarımızın sahaya girmesini tabii ki arzu etmedik. Ancak bu masumane hareketin anlayışla karşılanmasının gerektiği kanaatindeyim. Sabrın, tahammülün dayanılmaz olduğu anlamda düşünülmesi gerekir. Bütün bunlara rağmen taraftarımıza bundan böyle yine sabırlı olmalarını, yara üzerine yara almamamızı ve bunlardan kaçınılmasını takdir ediyorum. Taraftarlarımızdan, genel kurul üyelerimizden bugünkü yönetime güvenmenizi istiyorum.”

-AMATÖR ŞUBELERİN DURUMU VE NOTLAR-

Yüksel Günay, yaşanan gelişmeler üzerine kulüpte kapatılan hiçbir şube olmadığını, medyada bu yönde yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını da sözlerine ekledi.
Bu arada, Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda Ali Yıldırım dışındaki bütün yöneticiler hazır bulunurken, camianın önde gelen birçok ismi de toplantıya katıldı.
Fenerbahçe Kulübü Eski Başkanı Ali Şen’in yanı sıra, eski yöneticiler Vefa Küçük, Orhan Keçeli, Uğur Dündar ve Birleşik Fenerbahçeliler Vakfı Başkanı Aziz Yılmaz da toplantıya katılanlar arasında bulundu.

Öte yandan, Fenerbahçe’nin geride kalan 2010-2011 sezonunda bütün branşlarda kazandığı kupalar, Divan Başkanlığı masasının önünde sergilenirken, toplantıya girişte üyelere, Aziz Yıldırım’ın ”Bir Farkla…” başlıklı mektubu dağıtıldı.

120 milyon yıllık hamile kertenkele

23 Tem

Çin’de keşfedilen 120 milyon yıllık bir fosil, bugüne değin bulunan en yaşlı hamile kertenkele olarak tarihe geçti.

120 milyon yıllık hamile kertenkele

Fosili inceleyen İngiliz araştırmacılar, kertenkelenin vücudunda mükkemel biçimde muhafaza edilmiş bir düzineyi aşkın embriyo ile karşılaştıklarını söylüyorlar.

Öyle iyi muhafaza edilmiş ki, çok yakından incelenince kertenkele embriyolarının sıra sıra minik dişleri bile seçilebiliyor.

Hamile kertenkelenin anne olmadan birkaç gün önce öldüğü tahmin ediliyor.

Fosil, Çin’in Jehol bölgesinde keşfedildi.

Kireçtaşı katmanı

Burası yüzbinlerce yıl önce toprağa gömülen bütün bir ekosistemi barındırıyor.

Yanardağ patlamaları Çin’in bu bölgesinde dinazor, memeli, kuş ve sürüngen kalıntılarını kireçtaşı katmanları altında günümüze miras bıraktı.

Fosilleşmiş hayvanların tüyleri, derileri ve hatta midelerinde yemiş oldukları diğer yaratıkların kalıntıları ile karşılaşılabiliyor.

30 cm uzunluğundaki hamile kertenkelenin bilimsel adı Yabeinosaurus.

Araştırmacılar, doğum yapmasına az bir süre kala fosilleşmiş olmasını çok nadir ve bilimsel açıdan son derece ilginç ve heyecan verici buluyor.

BBC TÜRKÇE

http://www.haber7.com/haber/20110722/120-milyon-yillik-hamile-kertenkele.php

 

 

 

SWAT timi katliam adasına yarım saatte ulaşmış

23 Tem

Norveç’te tarihin en kanlı silahlı saldırılarından birini düzenleyen zanlının, başkent Oslo yakınlarındakigençlik kampında ilk ateşi açmasından sonra bir SWAT timinin adaya varışının yaklaşık 30 dakika sürdüğü bildirildi.

Polis yetkilisi Johan Fredrisken, açtığı rastgele ateşle 84 kişiyi vurarak öldüren saldırganın, SWAT timleri adaya gelinceye kadar 30 dakika zamanının olduğunu kaydetti.

Oslo’da dün ilk önce hükümet binalarının olduğu bölgede düzenlenen, 7 kişinin öldüğü bombalı saldırının ardından bir SWAT timinin hazır tutulduğunu belirten Fredrisken, ilk ateşin açılmasından sonra timin adaya ulaşmasının ne kadar sürdüğünün sorulması üzerine, “Yaklaşık 30 dakika” dedi.

Bu arada, iki saldırıdan sorumlu tutulan, Oslo’da bombayı yerleştirdikten sonra katliamı düzenlemek için İşçi Partisi’nin gençlik kampının yapıldığı adaya gittiği düşünülen zanlıyla ilgili resmi ya da resmi olmayan çeşitli bilgiler gelmeye devam ediyor.

Şüphelinin, sosyal paylaşım sitesi facebook’taki sayfasındaki profiline, “muhafazakar, Hristiyan ve bekar olduğunu”, ayrıca av ve “World of Warcraft” ve “Modern Warfare 2″ gibi savaş oyunlarıyla ilgilendiğini yazdığı belirtildi.

Polis yetkilisi Roger Andresen da basına yaptığı açıklamada, aşırı sağ görüşlü, Norveçli 32 yaşındaki şüpheliyi iki saldırıdan da sorumlu tutmak için kanıtların bulunduğunu belirtmişti.

Şüphelinin polisle işbirliği yaptığını söyleyen Andresen, bu kişinin Hristiyan kökten dinci görüşlü internet sitelerinde yorumlar yaptığını söylemiş ancak bu sitelerin hangileri olduğuna ilişkin ayrıntılı bilgi vermemişti.

http://www.haber7.com/haber/20110723/SWAT-timi-katliam-adasina-yarim-saatte-ulasmis.php

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 176 takipçiye katılın